Halil Cibran, Ermiş’in Bahçesi ile yine kendine özgü, şiirsel ve felsefi anlatımıyla karşımıza çıkıyor. Her cümle metaforlarla, mecazlarla örülmüş; dili zarif ama bir o kadar da soyut. Ancak tıpkı Ermiş ve Kum ve Köpük’te olduğu gibi, bu kitap da benimle tam anlamıyla bağ kuramadı.
Cibran’ın tarzı çok kendine has; kelimelerle adeta bir musiki kuruyor ama ben o melodiyi içimde duyamadım. Duygularına ortak olamadığım, düşüncelerine tutunamadığım bir metin oldu. Okurken yer yer yoruldum, uzaklaştım, tekrar dönmeye çalıştım… ama olmadı.
Aslında bu kitabı da, yazarın bir kaç kitabını topluca aldığım için okudum. Sevmediğim halde bırakmak istemedim; çünkü bazen bir yazarı anlamak için sadece bir kitabını değil, sesinin yankılandığı tüm yolları takip etmek gerekir. Eh tabi biraz da kütüphanem de okunmamış kitaplar yığılmasını sevmeyişim de etkili. Aldım ve mecburen de okudum.