·104 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Temmuz 2025 18:37 Varlığınızı hiç sorguladınız mı? Siz, siz misiniz? Yoksa "siz" rolü mü yapıyorsunuz?
Lucien, "Lucien'cilik" oynayıp oynamadığını sorguladığında dört yaşındaydı. Nihayet kendisinin bir rol oynadığına karar verdi. Annesiyle babası evcilik oynuyor, doktorlar doktorculuk, öğretmenler öğretmencilik oynuyordu. Her insan konumunun gerektirdiği işleri yapıyor ve gerekli duygulara da bürünüyordu. Ancak bunların ardında hepsinden bağımsız bir bilinç vardı.
Büyüdükçe bu his bir boşluğa evrildi. Eğer Lucien'in hayatı bir rolden ibaretse, bu hayat denen yalanı yaşamanın bir anlamı olmasa gerekti. Duygularının bile gerçekliğinden emin olamayan Lucien, önce bir eşcinsel ilişki yaşamak, sonra da aşırı sağcı bir ideolojik görüş edinmek yoluyla "Ben aslında kimim ve ne hissediyorum?" sorusunun cevabını aradı. Nihayetinde bir çemberi tamamlar gibi başladığı noktaya dönecek, ailesinin ona benimsettiği "yönetici, aile babası" kimliğini kabul edecektir.
Bu öyküsünde Sartre, bir kişinin kişilik olarak oluşum sürecini ve bu süreçte toplumun rolünü eleştirel bir bakış açısıyla inceler. Kişinin kendini ve özgürlüğü anlamasıyla ilgili sorulara yanıt arar. Sartre burada varoluşçuluğun temel sorusunu Lucien karakteri üzerinden somutlaştırır.
Peki varoluşçuluk nedir? Varoluşçuluğa göre insan, özünden önce var olur. Yani, dünyaya bir hiç olarak gelir ve burada kimliğini inşa etmeye başlar. Kimliğini inşa ederken de tamamen özgür değildir. Aile etkisi, toplum baskısı gibi etkenler altında şekillenir.
Lucien, kendi duygularına bile yabancılaşmış bir insanın varoluş sancısını yaşar. Bir kimliğe tutunmak ister ama her kimlik bir maskeden ibarettir. En sonunda “yönetici” rolünü benimser ama bu da kendi seçiminden çok toplumun dayattığı bir kaderi onaylamasıdır.
Sartre, bu öyküsünde bize şunu anlatır: İnsan, sürekli olmaya devam eden bir varlıktır. Seçimlerimizle kendimizi yaratırız ve çoğu kez o seçimler bile bize ait değildir. Lucien’in başkalarından nasıl kolayca etkilendiğini, oradan oraya savrulduğunu okurken biz de kendimize şunu sorarız: “Benim hayatım bana mı ait, yoksa başkalarının bana biçtiği bir rol mü oynuyorum?”