Gönderi

zeval'e hoşgeldiniz
10/10
·656 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
·
40 günde okudu
·
Okunma: 02 Ağustos 2025 22:49
hadi bakalım, başlıyoruz!! (çok uzun olacak gibi) belki çoğunuzu fantastik ögeleri çekmiştir bu kitaba -kendine ait dili olsun, haritası olsun- ama ana tema bence fantastiğinden çok psikolojik işlenişti. bence öne çıkanlar karakterlerin işlenişi, betimlemelerde vurgulanan çaresiz halktı ya da bundan beslenen acımasızlardı. her bir cümlesimi sindire sindire okumaya çalıştığım bir kitaptır benim için. (çünkü çoğu boğazınıza takılıyor ama olsun ) ben en çok karakterleri sevdim bu seride. o kadar kaptırıyordum ki kendimi onlara bir süre sonra yapacakları/söyledikleri şeyleri tahmin edebildiğimi fark ettim. bu da işin en eğlenceli kısmıydı tabi. (7-12 arası hiç eğlenceli değildi ama yazarım. siz nasıl sağ çıktınız bilemiyorum umarız biz de çıkarız) özellikle de 'benim çocuklar' diyip durduğum karakış evindeki çocuklarla aşırı eğleniyorum. onları bir yerden izlemektense yanlarında durup onlarla beraber ağlayıp gülüyor gibiydim. karakış evinin kapısı karia ile beraber bana da açılmış gibi hissetmiştim. benim çocukları o kadar sevmişim ki ben hepsini kalbimde hissetmiş gibiyim. ah ah hepsi için teker teker konuşabilirim biliyor musunuz (büyük ihtimal yapacak) onlar zemheride açmaya çalışmış ve zorluklardan nasibini de çokça almış boynu bükük birer çiçekler. sadece yaşamaya çalışıyorlar. çınar'ın dik duruşunun aslında ne kadar kambur olduğunu, aras'ın her şeyi şakaya vurduğu kadar yaralı olduğunu, çağatay'ın herkesin gözünde harika bir çocukken kendi gözünde bir yer edinememesi, mert'in tutunduğu yerden yine bir dalın kopmasını izleyişini, serkan'ın çok umursamaz, soğuk gözüken duruşunun altında aslında ne kadar canının yandığının, ensar'ın sarsılamaz bedeninin arkasında titreyen nefeslerini, ezgi'nin parlayan mavi gözlerinin arkasındaki karanlık, fırtınalı havayı, defne'nin herkesin içini ısıtan gülümsenin arkasındaki kendini bir ayazda hissetmesini, yonca'nın akıtamadığı göz yaşlarının sel olabileceğini ve karia'nın da kaybettiği koskoca bir çocukluk göreceksiniz. umarım onlara kollarınızı açar, yaralarını anlarsınız. çünkü onlar ayağınız taşa değse size koca bir yuva açmaya çoktan hazırlar. bana da çok güzel bir yuva oldular mesela. okuduktan sonra onlara tekrar tekrar dönebileceğimi fark ettim. zaten o kapı size bir kere açıldıysa ne yaparsanız yapın kapanmıyor, emin olun. kitabı okurken çok ağladım gerçekten. (kitabın yanında peçete yollasalar hiç sırıtmazdı) yaşadıkları her şeyi hissettim resmen. duyguları o kadar güzel aktarılmıştı ki. özenle işlenilen detayları, bizim tarihimizden olsun kültürümüzle harmanlanması olsun onu o kadar eşsiz bir eser haline getiriyor ki anlatamam. ah o 17. bölümü, festival bölümünü nasıl heyecanlı okumuştum bir bilseniz. zeval'in kendine ait şeylerini görmek de çok güzeldi. biraz hidra hakkında da konuşmak istiyorum sanırım. hidra benim duymayı hiç beklemediğim bir sesti. birimiz desin ki 'kafamdaki ses' diğeri desin ki 'vicdan'... kim için neyse artık. çoğumuzun kafasının etini yiyen bir karga var. belki bazen korumak istiyor ya da acı gerçekleri yakarak söylüyor. veya en kötüsü bizi suçluyor. bence böyle bir sesi yazmak çok zor hele sizi de dürtüp duran kargalar varsa. beni şaşırtıp büyüleyen bir başka şeydi kitapta. çok uzun oldu galiba... toparlıyorum. kendine ait dili veya haritası var diye değil de hepimize ait olan duyguları kendine has dili, biçimiyle anlattığı bir şey okumak istiyorsanız okuyun isterim haritasından evreninden değil de en çok kalbinizin yer edinebileceği bir yer olduğundan okuyun isterim. sizlerle beraber kütüphanenizde yaşasın bu güzel kitabımız.
Kelebeğin İkinci Günü: On İkiyi On Üç GeçeD. Lslkay · Orionebula Yayınevi · 013 okunma
··
97 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.