·644 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Ağustos 2025 00:39 Bu kitabı öyle bir ilgiyle okudum ki, kendi kökenlerimi merak etmeye başladım. “Keşke benim de dedemin dedesinin kuşağından itibaren yaşadıklarını okuyabilme fırsatım olsaydı,” diye düşündüm sık sık. Kitabın derin anlatımı, sadece karakterlerin değil, okuyucunun da kendi geçmişiyle bağ kurmasını sağlıyor.
Adam ve Charles’ın çatışması, bana Habil ile Kabil'in kavgasını hatırlattı. Sanki bazı insanlar doğuştan karanlık bir mayayla geliyor ve ne anne ne baba bu kaderi değiştirebiliyor. Cathy’nin yangın çıkardığı bölümleri nefesimi tutarak okudum. Babasının kırbacından sonra anne babasını öldüreceğini hissetmiştim zaten; o sahnenin nasıl gerçekleştiğini görmek için sayfaları hızlıca çevirdim, birkaç sayfa ileri bile gittim ama sonra hemen geri dönüp sindire sindire okumaya devam ettim.
Cathy sevgiyle büyümüş, iyi bir eğitim almıştı ama yaptıkları tamamen içsel bir kötülüğün ürünüydü. Dışsal hiçbir neden göremedim. Bu beni oldukça düşündürdü ve bir parça da umutsuzluğa itti. Böyle bir kızım olsaydı ne yapardım, nasıl baş ederdim diye çok sorguladım. Cathy gibi senelerce yalan söyleyen, insanları ustaca manipüle eden bir “kötü”nün annesi olmak… Kimsenin başına gelmesini istemeyeceği bir durum. Okurken bir an “çok şükür böyle bir kızım yok” dedim, ama sonra bu cümlemden utandım. Aklıma bir dönem medyada sıkça konuşulan bir olay geldi: Bağcılar’da bir genç annesinin başını kesip balkondan atmıştı. O zamanlar bu çocuğun sevgisiz büyüdüğünü sanmıştım ama Cathy’nin hikâyesinden sonra artık emin değilim.
Adam’ın çiftliğini kurma süreci, en çok etkilendiğim bölümlerden biriydi. Şu an hayatımızda olan birçok şeyin –kanalizasyon, yol, telefon, su, tuvalet gibi temel ihtiyaçların– bir zamanlar büyük bir lüks olduğunu okumak şaşkınlık vericiydi. O dönemde evinde tuvaleti olan “zengin” sayılıyordu. Gerçi bugün hâlâ Türkiye’de bazı köylerde benzer şartlar sürüyor; neye şaşırıyorum bilmiyorum.
Cathy’nin Adam’ı öldürmesini bekliyordum ama terk etmekle yetindi. Evet, Cathy çok acımasız bir karakterdi ama Adam da yaşadıklarını bir ölçüde hak etti. Ona hiçbir şeyi sormadı, fikrini almadı; sadece kendi hayallerinin peşinden gitti. Cathy, istemediği bir hayatı yaşamayacak kadar cesurdu. Anne olmayı da hiç istememişti. Keşke doktor onun bu kararına kulak verseydi. Anne olmak istemeyen bir kadının bu kadar bilinçli olması, ona karşı bir nebze saygı duymamı sağladı.
Lee’nin Habil ve Kabil hikâyesini anlamak için İbranice öğrenmesi, kökenine dönmeye çalışması beni çok etkiledi. Sam ile olan sohbetleri ise apayrı bir haz verdi. Saatlerce konuşsalar sabaha kadar dinleyebilirdim. Bu bölümleri yavaş yavaş ve sindirerek okudum.
Aaron ve Caleb’in ilişkisi de Adam ve Charles’ın ilişkisini andırıyordu. Aaron, tıpkı babası gibi ‘iyi çocuk’tu; Caleb ise Charles gibi karanlığa yakın. Ama Caleb’in en büyük farkı vicdan muhasebesi yapabiliyor olmasıydı; bu yönüyle Charles’tan ayrılıyordu.
Joe’nun altı maddelik hayat felsefesi ise tebessüm ettirdi. Ne yazık ki sonu çok hüzünlü bitti; açgözlülüğünün kurbanı oldu. Faye’e de çok üzüldüm. Cathy'nin çevresindeki herkesin bir zaafı vardı ve o da bu zaaflardan müthiş bir ustalıkla faydalandı. Bunları okurken ben de kendi zaaflarımı sorguladım. “Yarın bir gün Cathy gibi biriyle karşılaşırsam, acaba beni hangi zayıf noktadan vurur?” diye defalarca düşündüm.
Lee, Adam’ın eşi, çocukların ise annesi gibi bir roldeydi. Her şeyi toparlayan, anlayış gösteren, evi çeviren güçlü bir karakterdi. Dört erkek onun sayesinde mutlu bir ev ortamı yaşayabildi. Abra’ya da çok üzüldüm. Aaron'a da... Ama sonunda içimden sadece "amaan..." diyebildim.
Bu kitap kimlere hediye edilebilir?
1. Peş peşe iki erkek çocuğu olan ebeveynlere
2. Yaş farkı az olan erkek kardeşlere sahip bireylere
3. X kuşağı babalara
Bu üç grup, kitabın içinde mutlaka kendinden bir şey bulur. Kitap, karakterler üzerinden insana kendi ailesine, köklerine ve karanlık yönlerine dair çok şey düşündürtüyor. Bence bu kitabın iyileştirici bir gücü var.