·304 syf.····Okunma: 24 Temmuz 2025 08:57 Bu kitabın varlığından haberdar olunca sevinçten deliye döndüm. Llosa’nın sıra dışı eserlerinden biri olan Üvey Anneye Övgü’nün devam kitabıymış kendisi. Tabi ki hiç vakit kaybetmeden başına oturdum.
Üvey Anneye Övgü okurluk serüvenimde karşılaştığım en absürt metinlerden biriydi. Llosa’nın kaleminden akan o cüretkarlık beni benden almıştı. Don Rigoberto’nun Not defterinde vitesi biraz daha yükseltmiş yazarımız. Yani artık bu kadar da olmaz dedirtiyor insana.
Olayları biraz hatırlayalım. Don Rigoberto Peru’nun Lima kentinde yaşayan, 50lerinde hali vakti yerinde zengin bir adamdır. İlk eşinin ölümünden sonra oğlu Alfonso ile bir süre yalnız kalır ve sonra bir davette tanıştığı 40 yaşındaki Dona Lucieria ile evlenir. Dona Luceria yaş aldıkça daha da güzelleşmiş, alımlı bir kadındır ve Don Rigoberto ona deli gibi aşıktır. İlk kitapta Alfonso’nun çevirdiği, insanın ağzını açık bırakan entrikalar yüzünden Dona Luceria’nın evden ayrılmasına tanıklık ederiz. İkinci kitapta da olaylar kaldığı yerden devam eder.
Bu kitapta ilk kitabın aksine olaylar biraz daha statik, daha çok Don Rigoberto’nun hayal dünyasında ilerliyor. Yani biz tam olarak Don Rogoberto’nun not defterinin içindeyiz ve yaşlı bir adamın, insanın hayal gücünün sınırlarını alabildiğine zorlayan fantezilerine tanıklık ediyoruz. Modern çağda içimizin en derinlerine hapsettiğimiz, en yakınlarımızın bile belki de bir yaşam boyu hiç keşfedemedikleri o ilkel yanımızı akıl almaz bir cesaretle satırlara vurmuş yazar. Bravo! Şapka çıkarıyorum! Bazıları için rahatsız edici bir metin olabilir ama ben zaten edebiyatın insana verdiği bu sınır tanımama imkanını seviyorum.
Olaylara gelirsek, ilk kitabın aksine haliyle Don Rigoberto bu kitapta daha ön planda. Olanlardan sonra -hala deli gibi bi aşkla sevdiği- karısı Dona Luceria ile arasını düzeltmeye çalışır. Roman, son sayfadaki mektubun tarihinden anladığım üzere 1990’larda geçiyor. Kitapta arada bir geçen televizyon detayı olmasa olayların 19. Yüzyılda falan geçtiğini düşünürdüm, öyle ki bir nostaljik hava var eserde. Bunu biraz da sürekli ressamlara ve sanat eserlerine atıf yapılmasına bağlıyorum. Her iki kitabın da hayal dünyamda bana sunduğu mekanlar Jane Austen romanlarındaki malikanelerle yarışır cinsten.
İkinci kitapta olaylar biraz daha durağan. İlk kitaptaki olay örgüsünün insanda uyandırdığı merak duygusunu özlemedim değil. Hatta yer yer sıkıldım ve kitabı bırakacak oldum ama şimdi Dona Luceria’nın hatırı var deyip okumaya devam ettim. Sürükleyici bir olay örgüsünden ziyade Don Rigoberto, Dona Luceria ve küçük şeytan Alfonso’ya hissedilen o tanış olma hissiyatı okutuyor romanı zaten. Ve roman çok sürpriz bir sonla bitiyor.
Güzel eserdi. Sevgili Llosa, beni yine bambaşka duygulara sürüklemeyi başardın, saygıyla eğiliyorum kaleminin büyüsü karşısında, teşekkürler.