''Bedir Aslan Akgün,dostumdur ve kendisi bir Türk.Din adamı olduğu da doğrudur.Kendisiyle Türkiye'ye gittiğim ilk hafta tanıştım.Değerli bir yatırımcı olduğunu da siz değerli halkıma sunarım.Gerek iş gerek arkadaşlık ilişkimizle bağ kurduk.Bir öğle yemeğinde buluştuk ve dostumdan bir hediye aldım.Görüntülerde gördüğünüz gibi bu hediye kutsal kitapları Kuran-ı Kerim'in İngilizce mealiydi.Hediyeyi büyük bir memnuniyetle kabul ettim.''
Muhabir,''Peki,neden kabul ettiniz?''diye sordu.
Felix hayatındaki en salak soruyu duymuş gibi birkaç saniye muhabire baktı.Gerçekten bunu mu sordun,adamım?Bu sorunun bakışlarına zuhur ettiğini görebiliyordum.Acaba o adam görebiliyor muydu?
Herkes nefesini tutmuş,cevap vermesini beklerken flaşların patlayan sesi tekleyen kalbimle yarışıyordu.Sanırım gerginlikten arabanın ortasına kusacaktım.
''Dostunuzun size verdiği hediyeyi geri çevirecek kadar kaba mısınız?''
Muhabir,''Dostunuz sizde bir farklılık görüp dininizi değiştireceğinizi düşündüğü için hediye etmiş olabilir mi?''dedi.
''İnancım beni ilgilendirir,hiç kimseyi değil.''
''Peki,Fortin ailesinin kızı Ava Fortin'i yeni şirketinize girerken görenler var.Bu konu hakkında ne söylemek istiyorsunuz?Fortin ailesiyle çıkan haberleri ortadan kaldırmak için mi Kuran-ı Kerim'le görüntülendiniz,Bay Harold?Basına görseller sızdıran siz misiniz?''
Sorular çok hızlı bir şekilde yön değiştirmişti.Felix duyduğu son soruyla kaşlarını çatarken uğuldamalar yükseldi.Son sorunun kahpeliğinde kalmıştım.Bir insan kendini bile bile ateş hattına koyar mıydı?Kaldı ki bir Merkez Bankası'nın başkanı?
Basın toplantısının felaketi,sosyal medyayı düşünmekten alıkoyuyordu.Orası muhtemelen cehennem gibiydi ve zebaniler birbirini yiyordu.
Felix bunlarla nasıl baş ediyordu?Ben sadece ailemin baskısıyla hayatımın tepetaplak olduğunu düşünürken Felix ve Felix gibi adamlar tanımadığı insanların baskısıyla da savaşıyordu.