Puan vermedi·194 syf.··
2025 8. kitabı
Hakkari'de Bir Mevsim yazarın okuduğum ilk kitabı. Kitabı okurken farkında bile olmadan Ferit Edgü ye karşı bir önyargımın olduğunu farkettim. Sonra düşündüm ve önyargının aslında öykü yazmasına yani aslında sadece öyküye karşı olduğunu anladım. Biraz da öyküyü küçümsemekten. Ben kimim ki öyküyü ya da Ferit Edgü'yü küçümsüyorum. Bazen kendimden hiç beklemediğin davranışlarım oluyor ama bunun fikrimde olması beni de şaşırttı. Nasıl yani içten içe küçümsemek. Zaten ben demek asla yapmam dediğim şeyleri yapmak demek. Üstelik dersimi de aldım gibi. Bir daha düşüncemde bile kimseyi küçümsemen heralde ya da önyargı falan zaten bana uzak kelimeler. Öncelikle kısaca konusunu anlatayım. Nasıl geldiğini ve öncekini hayatını hatırlamayan bir yabancının Hakkari'nin bir köyünde öğretmenlik yaptığını anlatıyor. Bu konu da baydı ya. Tamam da yani sürekli aynı şeylerden prim kasmak. O zaman için yeni bir konu olabilir ama. Öğretmen yeni ve yabancı olduğu insanlarla birlikte bir de psikoz ve eski hatıralarıyla da savaşıyor. Savaşıyor çünkü köyde çocuklar ölüyor, kadınların üstüne kuma geliyor ve dördüncü sınıfa giden çocuklar bile Türkçeyi doğru düzgün konuşamıyor. Savaşıyor çünkü yüzünü bile uyandıktan bir gün sonra sakallarını kestiği berberin aynasından görüyor,eşinin adını hatırlamıyor rüyalar ve hayaller arasında gerçeği ayırt etmeye çalışıyor. Kitabı okuduktan hemen sonra filmini izledim ve tabi ki kitap anlatılanların bazıları çekilmemiş, olayların oluş sırasıyla oynanmış ve öğretmenin iç dünyasını o kadar iyi yansıtamamıştı. Bu tür filmlerden( yeraltından notlar gibi)- iç dünya anlatımının ve duyguların daha yoğun olduğu- büyük bir performans beklemek hata. Ayrıca bir tane portakal sahnesi vardı. Çocuk kardeşinin çok hasta olduğunu öğretmene söylüyor ama öğretmen ilaç vermek isteyince kardeşim hiç portakal yememiş portakal verin diyor. Kitapta okuyunca gördüğü bir hayal olduğunu falan sanmıştım hatta direk öyle düşünmüştüm. Ama çocuk yalan da söylüyor olabilir kapıdan çıkarken yanlış görmediysem muzipçe gülümsemesi bunu destekliyor.Kısaca o sahneyi hiç anlamadım anlayan varsa anlatsın. Köyün muhtarının ilk karısı üstüne kuma alması ve karısının onu terketmesi. Yes go girll. Açıkçası öğretmenin savaşından daha büyük bir direnişti. Ki zaten bunun o da farkında...... Ayrıca kitabın sonunda ki tirad o kadar saçmaydı ki kusura bakmayın. Bir şeyleri estetize edip onların yanlışlığını ört bas edemezsiniz. Yok öyle bir dünya. Bütün öğrettiklerimi unutun. Dünya dönüyor, evet, ama belki de, burda, bu dağ başında dönmemesini bilmek daha doğrudur. Size Hayat Bilgisi dersleri verdim sevgili çocuklar, ama hayatın gerçek bilgisini, siz, kendiniz, burda iki sınır arasında, bu dağ başındaki köyünüzden uzak kentlere gittiğinizde, askerliğinizde, öğreneceksiniz. Unutmayın ki, kitaplarda yazılanlar, okullarda öğretilenler her zaman doğru değildir. Benim için doğru olan, sizin için doğru değildir. Benim için gerekli olan, sizin için gerekli değildir. Eğer öğrettiklerimin çoğu böyleyse, bağışlayın beni. Çünkü ben başka bir yerden geliyorum yavrularım ve gördüğünüz gibi, karların erimesiyle de gidiyorum işte. Nereye gittiğimi kesin olarak bilmiyorsam da gidiyorum. Burda kalacak olan sizlersiniz. Burda yaşayacak olan sizlersiniz . Sizler, karın üstünde yalınayak yürüyüp ölmeyenlerdensiniz. Ne demek gerek yok. Bunu Nuri Bilge Ceylan'ın Kuru Otlar Üstüne filminde de görmüştüm. Öğretmenleri sırf bir öğrenciye ayrımcılık yapıyorsunuz dedi diye(ki sonuna kadar haklıydı)bağırıp çağırıyor şurda kimsenin ressam olacağı yok küçük kafalarınıza bir şeyler sokmak için uğraşıyoruz falan diyordu. Pardon da sen kimsin ya. Sonu büyük ve inanılmaz bir başarıya ulaşmıyor diye o bilgilerini faydası dokunmayacak mı sanıyorsunuz. Bunca eğitim uğraş niye o zaman. İnsanların hayat kalitesini şu kadar yükseltmek bir şeyler öğretmek gibi bir gayeniz bile yoksa öğretmen falan olmayın. İlerde onlar oy verecek elbette ki dünyanın dönmesi gibi bir bilgi bile olsa bilgi bilgidir ve insanın düşünme yapısını etkiler. Herkes böyle düşünüyorsa ne olacak. Hem siz hayat bilgisinin askere ya da büyük şehre gidince öğreneceksiniz derken? Neden çünkü ordaki ölüm gerçek ölüm ama burdaki değil mi. Sevinç mutluluklar üzüntü kalp kırıklığı evlat ya da koca hasreti gerçek değil mi? Anlamıyorum ya niyetleri tamamen farklı bile olsa bu bilinçaltlarındaki küçümsemeyi cidden anlamıyorum. Artık içimdeki küçümseme ve önyargıyı daha az haksız buluyorum. Karşılıklı bir şey demekki ne kadar doğru olmasa da. Ayrıca Kitaptaki öğretmen karakterinin dış görünüşüyle filmdeki hiç benzemiyordu. Bir yabancı olduğu çok kere vurgulanmasına başka ülkelerden bahsetmesine rağmen filmdeki öğretmenin köylülerden tek farkı kıyafeti falandı ten rengi hemen hemen aynıydı. Tamam Kıvanç Tatlıtuğ'un oynamasını beklemiyordum(ki oynamazdı heralde) yine de sarışın birini seçebilirlerdi. Genco Erkal'a lafım yok güzel oynamış yine de kitaptaki kadar bir yoğunluk göremeyince hayal kırıklığına uğradım. Son olarak ancak bir çılgın yetebilir burda kendine derken. Delirerek hayatta kalabilir falan. Anladım ben canım tamam. Kitabı beğendim bu arada. Söylemeden etmeyeyim. Belki ben algıda seçicilik yapıyorumdur ve özellikle en ufak küçümseme ayrıştırıcı fikre ya da kelimelere takılıyorumdur ama genel olarak beğendim. Ki o cümleler de çok azdı. Alttan alta verilmiş gibiydi.
Hakkari'de Bir MevsimFerit Edgü · Sel Yayınları · 201713,9bin okunma
·
99 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.