Bir çocuğun kemiklerine kadar işleyen acısını anlatırken, bir adamın iç dünyasında koca bir evren yaratmak, her romancının harcı değildir. Peyami Safa bunu öyle ustalıkla yapar ki, sayfalar ilerledikçe yaşın küçüklüğüne rağmen ruhun büyüklüğünü görürsünüz. Bu sadece bir hastane güncesi değil, bir insanın kendi içine yürüyüşüdür.
Adını bilmediğimiz bir genç, yaşadığı hastalıkla beraber hem vücudundaki hem de hayatındaki çürümelerle baş etmeye çalışır. Henüz on beş yaşındadır ama omzundaki yük, bir yetişkininkinden daha ağırdır. Evinin geçim sıkıntısı, babasız büyümenin eksikliği ve hastalığın gölgesinde geçen günler… Ama asıl savaş bunlarla değil, içeride, kendi içinde verilir. Bir bacak kaybı ihtimali, aslında bir bütün hayatın kaybı anlamına gelir onun için.
Kitap boyunca hastane koridorları, bekleme salonları, doktor yüzleri ve iğne kokuları arasında gidip gelirken, bir yandan da duyguların değişkenliğiyle yüzleşiriz. Annesine duyduğu sevgi ile ona yük olmanın verdiği suçluluk arasında sıkışır kalır. Nüzhet’e duyduğu aşk, bir çocuk hayranlığı mı yoksa hayata bağlanma çabası mı, belirsizdir. Nüzhet’in gülüşü, onun için hayatın kendisidir. Ama gerçek acı şuradadır: Sevdiği kız onun gibi değildir, onun kadar kırık değildir. Ve bu uçurum, sadece bir hastalıkla değil, sınıf, ruh ve umut farklarıyla da derinleşir.
Hastalık burada sadece bir tıbbi vaka değil; varoluşsal bir sınavdır. Gencecik bir bedenin kemiklerine işleyen iltihap, aslında bu toplumun ve insan ilişkilerinin de ne kadar çürük temellere dayandığını hissettirir. Bu çocuk, yatakta sadece acıyla kıvranmaz; aşkın, hayal kırıklığının ve yalnızlığın zehrini de damarlarında hisseder.
Her şey o koğuşta başlar ve biter. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, bir hastane odasından çok daha fazlasıdır. Burası bir tür geçiş kapısıdır. Bir çocuğun çocukluktan çıkıp insanın en çetin haliyle –acıyla– tanıştığı yerdir. Okuyucu olarak da biz o kapıdan içeri girdiğimizde, her satırda biraz daha büyür, biraz daha kırılırız.
Bu kitap bir yara gibidir. Kabuk bağlamış gibi görünür ama dokunduğunuzda hâlâ acır.