Puan vermedi·492 syf.····Okunma: 10 Ağustos 2025 00:00 20 Yaşındaydım…
Cebimde gururla taşıdığım Refah Partisi üye kimlik kartım ile cami altlarındaki parti lokallerinde oralet içip, Milli Gazete, Akit, Türkiye okuyarak, saat başı televizyon haberlerini dinleyerek geçiriyordum günlerimi. Evlerde gizli gizli Şevki Yılmaz’ın hac kasetlerini izlediğimiz günler…
Mevsim kış olsa da ülkedeki atmosferin çok sıcak olduğu günlerin hızlı gündemi başımızı döndürüyordu. Tartışmalarda ateşli ve atarlı bir genç olarak bir tarafta bulunuyor olmak durumu değiştiriyordu tabi. Yukarıda zikrettiğim ve bugün “çöp” hükmünde gördüğüm yayın organlarının algıları ile öğrendiğimiz 3-5 tane basmakalıp ezberler ile konuştuğumuz yıllar…
Sonraki yıllarda tüm bu inanç, söylem, ezber ve bakış açılarımın değişmesine neden olan en önemli ve belki de tek sebep ise din algımın değişmesi, din denen şeyin aslında ne olup ne olmadığını öğrenmem oldu. Sonrasında da zincirleme olarak beynimi prangalayan tüm zincirlerden birer birer ve hızlıca kurtuldum. Neyse… İşin bu tarafı bu değerlendirmenin konusu değil.
28 Şubat dönemi… Aradan geçen neredeyse 30 yıla rağmen güncelliğini, sıcaklığını hiç kaybetmeyen bir dönem. Nasıl kaybetsin ki! Mevcut siyasi iktidar 28 Şubat’a yaslanarak iktidara geldi. İktidarda olduğu çeyrek asırdır da hemen hemen her gün atıf yaparak mağduriyet edebiyatı üretiyor ve tabiri caiz ise “ekmeğini yemeye” devam ediyor. Hiç değişmeyen ve iyi malzeme olan ezber ve sloganik retorikler ile… Tekrar edildikçe köklenip betonlaşması artıyor ve sağlamlaşıyor sanki tüm bu ezberlerin ve sloganların…
Aradan geçen yaklaşık 30 senede kitaplar yazıldı, belgeseller çekildi, oyunlar oynandı 28 Şubat dönemi ile ilgili. Bu yolda üretilen her bir eser, algıları tahkim etme adına bir tuğla daha koydu. Ne ilginçtir ki sonradan 28 Şubat soruşturmaları kapsamında algılar ile hüküm giyip hapis yatan onca asker de dahil olmak üzere tek bir kişi bile çıkıp yalanları ve gerçekleri belgeleri ile ortaya koyan kapsamlı bir kitap yazmayı hiç düşünmedi. Daha doğrusu ben öyle zannediyordum.
Emekli Tümgeneral Rafet KILIÇ paşanın X paylaşımı sayesinde haberim oldu kitaptan. Emekli sosyolog albay Alican TÜRK – ki kendisi de suçsuz yere ve hukuksuz bir şekilde 14 ay hapis yatarak nasibini almış süreçten- “BİTMEYEN SÖMÜRÜ 28 ŞUBAT” isimli bir kitap yazmış meğerse... Alanında ilk ve tek olan ve ismini çok beğendiğim bu geniş eseri görünce (yaklaşık 500 sayfa) hemen edindim ve sadece 4 günde bitirdim.
Sayın yazar kitabını okuyacak olanlara iki önemli uyarıda bulunuyor;
1) Belgelere ve bilgilere dikkat edin. Zira ilk defa göreceksiniz.
2) Günümüz ile karşılaştırma yaparak –ibret nazarı- ile okuyun.
Sayın yazarın bu kıymetli tavsiyelerini göz önüne alarak okudum kitabı. Sayın yazar kitabında, 28 Şubat ve askerler konusunda 30 senedir siyasal İslamcı/gerici/asker karşıtı çevrelerin dillerinden düşürmediği, adeta kemikleşmiş ezberleri, kabulleri ve sloganları tek tek irdeliyor. Kitap genelinde bu durum göze çarparken “SORULAR VE YANITLAR” ismini verdiği 5. bölümü, tamamen bu ezberleri başlıklar altında tek tek irdelemeye ayırıyor. Bu bölümde tam 14 meşhur 28 Şubat söylemi soru-cevap formatında irdeleniyor.
Konu başlıkları, iddialar ve kabuller o kadar fazla ki sayın yazar hepsine başlık açmış olsa da burada tek tek sunmam mümkün değil. Ama şu bilinmeli ki 28 Şubat denince aklınıza gelen her ne var ise kitapta başlık açılmış ve tüm algılar belgeler ile çürütülmüş.
Ancak bir hususa özel olarak değinmek istiyorum. Sayın yazar okuyuculara yukarıda bahsettiğim “günümüz ile karşılaştırma yaparak okuyun” uyarısını yaparken o kadar da haklı ki! “İrtica Brifingleri” adı ile meşhur olan ve Cumhurbaşkanı başta olmak üzere ilgili çok geniş kesimlere sunulan çok detaylı raporlarda Fethullah GÜLEN ve yapılanmasının tehlikesine dikkat çekilirken ve açıkça “yakın bir gelecekte büyük sorunlar yaşanabilir” denilirken, emniyet yetkililerinin (Cevdet SARAL, Osman AK vb.) detaylı raporları ve uyarıları yapılırken, 2004 Ağustos MGK’sında uyarı yapılırken, Aydınlık dergisi haber yaparken tüm bunlara kulaklarını tıkayan siyasilerin başımıza ne büyük bir belayı sardıklarını 2016’da görmek insanı kahrediyor. İlgili Genelkurmay raporlarında, tarikat ve cemaatlerin alan bulmasına, ekonomik büyüme sağlamalarına dikkat çekilen onca uyarıya da kulak asılmayıp bugün gelinen noktaya baktığımızda sayın yazarın ne kadar haklı olduğunu görüyoruz.
Kitapta, siyasal islamın Türkiye’deki serencamı ve mücadelesi Erbakan’ın siyasete girip 1970’te Milli Nizam Partisi’ni kurmasından başlayarak kronolojik olarak genişçe izah edilmiş. Ayrıca kitap, Türkiye’nin son 50 yılının siyasi gelişmelerini, krizleri, hükümet bunalımlarını adeta gün gün irdelemiş ve bu alanda çok titiz ve emek mahsülü bir eser ortaya çıkmış. Bilhassa kitabın konusu olan 90’lı yılların, çok geniş bir portresi çıkarılmış. Kitap yakın siyasi tarihe meraklı olanlar için önemli bir kaynak statüsündedir. O günleri yaşayanlara bir hatırlatma, bilmeyen gençlere ise güzel bir sunum olmuştur.
Alanında ilk ve tek olan bu çok kıymetli ezber bozan eserin, -sayın yazarın çok önemli diğer 3 kitabı ile birlikte- her vatandaş ve bilhassa her Türk genci tarafından okunmasını son derece önemli görüyor ve şiddetle tavsiye ediyorum.