Gönderi

6/10
·291 syf.··
2025 20. kitabı
Romanın bir Türkiye ayağı var bir de Almanya ayağı ve ben Türkiye'de geçen kısmı gerçekten sevdim. Hem Filiz'i hem de başta Mine olmak üzere bu bölümdeki tüm ana ve yan karakterleri sevip benimsedim ama Almanya kısımlarını da bir o kadar sevmedim. Türkiye'de, Antalya'da geçen yerler bana ne kadar gerçek, doğal, samimi geldiyse Almanya'da geçen yerler bir o kadar inandırıcılığı zayıf ve yapay hissettirdi. Filiz'in annesi ve Mine Ablası'yla beraber Hacı Teyze'nin evinde yemek yedikleri, sohbet ettikleri, Asım'ın dükkanında radyolardan ve müzikten konuştukları ânların sıcaklığını içimde hissettim. Sanki aynı mahallede yaşıyorduk onlarla, sanki ben de Şarampol'de doğup büyümüştüm gibi hissettim ama onların aksine Kreuzberg'teki arkadaş çevresi o kadar "roman karakterleri"ydi ki zerre yakınlık kuramadım. Hatta bir noktadan sonra çok sevdiğim Mine bile eski doğallığını yitirdi gözümde. Almanya kısmında ilerledikçe giderek daha da çok söndü kitap bende. Çoğu karakteri gereksiz buldum, mesela Chris ve Mark'ı niye okuduk ki? Bir de Almanya'nın siyasi geçmişine bu denli girilirken 12 Eylül neden o kadar da eşelenmedi anlamadım, çok dengesiz buldum bu anlamda kurguyu. Edebi olarak da ilk kısım daha lezzetliyken ikinci kısım tatsız tuzsuz geldi bana. Bilmiyorum, 3 vermezdim aslında bu kadar olumsuz yorumdan sonra ama ilk bölümü hatırlayınca ve Mine Abla'nın hatırına düşük yıldız vermek istemedim. Keşke Almaya kısmı ya hiç olmasaymış ya da farklı bir şekilde olsaymış ya :/
Burası Radyo ŞarampolŞükran Yiğit · İletişim Yayınları · 20201,264 okunma
·
36 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.