·148 syf.····Okunma: 13 Ağustos 2025 01:36 İlk bakışta, aynı konudaki yazıların büyük çoğunluğunun aksine “gerçekçi” olmak adına hiçbir önerisi olmayan, umutsuz, karamsar ve tembel bir “yeni dünya düzeni” yazısı olmadığı anlaşılıyor. Başlangıçta beni heyecanlandıran da bu olmuştu. Gerçekten de özgün ve kendi içinde temelleriyle tutarlı sayılabilecek bir metin. Buna dair hayal kırıklığı yaşatmadı. Vaziyetin boktanlığını hafife almadığı gibi karalar bağlayıp mutsuz aydın köşesine de çekilmiyor yazar.
Kitabın en iyi yanı diğer yazar ve düşünürlerin bahsinin yerli yerinde geçirilmesi ve bu bakımdan çok zengin olması. Yazarın konu üzerine etraflıca kafa yorduğu anlaşılıyor. Hemen hepsi erkek tabi adını andıklarının —biraz kafa yorduğu anlaşılıyor diyeyim en azından.
En büyük sorun ise dilinden düşürmediği “Avrupa Ruhu, gerçek bir Avrupalı olmak, Nietzsche de şöyle Avrupalı idi, ah biz Avrupalılar…” zırvası idi. Apaçık yazmadığı tuhaf bir tür ırkçı bakış tüm metnin merkezine oturmuş. Dünyaya yani Avrupalı olmayan gariban diğer insanlara falan da insan haklarını, özgürlüğü unutturmamak Avrupalıların geleneğidir, Avrupalı olmak demek kültürün gerçek koruyucusu olmak demektir, ne hallere düştük biz Avrupalılar böyle vesaire… Bayıcı sıklıkta bahsediyor hatta ismi “Avrupalılar, hadi bunlar barbar da siz bir silkelenin yakışıyor mu bize aslanlar” tadında bir şey olsa okuyucuyu daha doğru yönlendirmiş olurlardı. Özellikle son bölümde o kıtadan olmayı öyle bir anlatıyor ki, biraz daha ileri gidip üst-insan benzeri bir tanımlama yapacak kendi soydaşları için diye bekledim.
Haksızlık etmemek için yabancıların hor görülmemesi hususundan hasassiyetle bahsettiğini de ekleyeyim. Ama kitabın tamamını okuduktan sonra yazar suratıma şöyle bağırmış ve çekip gitmiş gibi kalakaldım : “Lan biz Avrupalılar bu zavallı hayvanları böyle itip kakarsa ne olur çağımızın hali!”
Mültecilere insan gibi davranın çünkü siz insan üstü olanlara yakışan budur, diyor basitçe. Abartısız anafikir bu.