ALANINDAKİ ENDER KİTAPLARDAN. MÜTHİŞ BİR ESER
Puan vermedi·256 syf.··
2025 5. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 14 Ağustos 2025 00:00
(E) ALBAY CUMHUR UTKU’NUN “EYLÜL YALANLARI” KİTABI DEĞERLENDİRMESİ 12 Eylül askeri müdahalesi ve müdahalenin lideri Kenan EVREN ile ilgili ezber bozan daha doğrusu ezberleri sorgulayan 2 kitap yazmıştım o günleri yaşamamış bir sivil olarak. 40 yıldır aleyhinde onlarca kitap yazılan, belgeseller çekilen, oyunlar sahnelenen, eleştirel olmaktan da öte kin, nefret, hakaret dolu ifadeler ile anılan 12 Eylül müdahalesi ve müdahalenin lideri Kenan EVREN ile ilgili olarak yazdığım bu “aykırı” kitapların alanında ilk ve tek olduğunu düşünüyordum. Aleyhte bu kadar kara propaganda yürütülüp, iftira, çarpıtma, yalan dolu söylemler böylesi gelişirken ve onlarca kitap yazılırken, en azından o dönemi yaşamış emekli askerlerin kaleminden hiçbir kitap çıkmamış olmasını hayret ve şaşkınlık içinde karşılıyordum. Çünkü iftiralar, üniformasını giydikleri şanlı orduya ve kendilerine atılıyordu. (Anarşiye bilerek engel olmadılar, anarşiyi körüklediler, göz yumdular, şartların olgunlaşmasını beklediler vb…) Sözde yakın siyasi tarihe ve darbeler tarihine çok meraklı halkımız tarafından böylesi sıradışı kitaplarıma neredeyse sıfır ilgi gösterildi. Kitaplarımı hedef kitlelere ve de ilgilerini çok çekeceğini/sahipleneceklerini düşündüğüm o dönemi yaşamış/yaşamamış emekli subaylara ulaştıramadım. Haberdar edemedim. Etkili tanıtımını yapamadım. Kısacası derin bir hayal kırıklığı yaşadım. 1. Kitabı Eylül 2023’te sadece 1.000 (bin), 2. Kitabı ise Mayıs 2025’te sadece 500 (beş yüz) adet basmama rağmen her ikisi de elimde kaldı diyebilirim. Sosyal medyadan takip ettiğim emekli Tümgeneral Rafet KILIÇ paşa, geçenlerde emekli sosyolog albay Alican TÜRK’ün “Bitmeyen Sömürü 28 Şubat” isimli bir kitabını paylaştı ve takipçilerine tavsiye etti. İlk defa rastlamıştım ve çok ilgimi çekmişti gerçekten. Çünkü konu benim kitaplarımla birebir aynı idi aslında. Öznesi askerler olan bir konu. Siyasilerin uzun yıllar sömürmesi. Türlü saptırmalar, algılar, yalanlar, iftiralar, hakaretler. Ve asker olsun sivil olsun hiç kimsenin şu ana kadar bu alanda kapsamlı bir çalışma ortaya koymamış olması… Tabi paylaşıma hemen yorum yazıp aslında çok benzer olan kitaplarımdan bahsedince sağ olsun Alican TÜRK albayım kitaplarımı sipariş verdiğine dair yorum yaptı. Ben de onun kitabını hemen sipariş verdim ve elime geçer geçmez 500 sayfalık eseri 4 günde okuyup yorumumu da kendisine ilettim. Sağ olsun beni telefon ile de aradı ve kısa sürede aramızda sıkı bir dostluk ve iletişim trafiği başladı. Benim çalışma alanımı öğrenince, KHO 1967 mezunu Cumhur UTKU albayımdan ve onun da bu konuda bir kitabı olduğundan bahsetti. Şaşırmış ve sevinmiştim. Zira tüm araştırmalarıma rağmen 12 Eylül’e farklı açıdan bakan bir kitaba rastlayamamıştım. Yazımın başında değindiğim gibi bu duruma bir türlü anlam da veremiyordum Hemen sipariş verdim. Kitabın elime ulaştığı aynı gün okumaya başladım ve ertesi günü (14.08.2025) bitirdim. Benim ilk kitabımdan 3 yıl önce yayımlanan bir kitap idi. Fakat ben bu durumdan haberdar olmadığım için kitabımı hep “alanında ilk ve tek” olarak lanse etmiştim. Bu yanlış bilgi ve tutumum için sayın Cumhur albayımdan af ve helallik diliyorum. Kitabı büyük bir heyecan ile okumaya başladım. Bakalım o günleri ordu içinde bir Yüzbaşı olarak yaşayan birisinin tespit, yorum ve değerlendirmeleri ile o günlerde 3 yaşında bir çocuk olan bir işçinin tespit, yorum ve değerlendirmeleri ne kadar uyuşacaktı. İlk şoku daha kitabın kapağını kaldırır kaldırmaz yaşadım. Zira bugüne kadar başkasından duymadığım ve sadece benim savunduğumu sandığım bir tezi sayın yazar da dile getiriyor ve 12 Eylül için; “Oysa onun gerçek tanımı müdahaledir…” diyordu. Ben de ısrarla böyle düşünüyordum ki zaten kitabımın ismi de “12 Eylül Müdahalesi Ezberler Ve Gerçekler” idi. İlerleyen sayfalarda da birkaç yerde bu meselenin (tanımlamanın) üzerinde duruyor ve izahat getiriyordu. Cumhur albay 12 Eylül için “darbe” ifadesini kullanmıyor ve uygun bulmuyordu. Ben ise bu ifadeyi şu nedenle seçiyorum: Darbe iyi ve düzenli işleyen bir sisteme etki edip her şeyi yıkıp berbat etmek anlamına gelir. 12 Eylül’den önce ise ülkede iyi giden hiçbir şey yoktu. Müdahale ise kötü ve sorunlu bir olaya, işleyişe, sisteme müdahil olup düzeltmek adına dokunmak demektir. Bu nedenle –bana göre- 12 Eylül bir darbe değil müdahaledir. Tabi bu tanımlamalar ve çıkarımlar bana ait. Ancak kitabın bu ilk paragrafının ilk 2 cümlesine ise katılmıyorum. Şöyle diyor sayın yazar: “Kitaptakiler 12 Eylül 1980’den sonra doğanlar içindir. Onların yanlış bilgilendirilmeleri tarihe yanlış kayıtların düşmesine neden olur…” Bu tespitin hatalı bulduğum yönü şudur; Uzunca bir süredir 12 Eylül ve Kenan EVREN üzerine çalışan ve insanlar ile tartışan birisi olarak şunu çok net olarak gördüm ki 12 Eylül ve Kenan EVREN konusunda olmadık yalanlara, iftiralara, şehir efsanelerine, boş sloganlara kananlar ve bu şehir efsanelerini hararetle savunanlar sadece o günlerde bu dünyada olmayan veya çocuk olan kişiler değil. Çok ilginç bir şekilde, o günleri yaşayan insanların da çok büyük bir kısmı algılara kapılmışlar ve yanlışlara inanıp onları kendilerinden çok emin bir şekilde seslendiriyorlar. Yani sadece gençlerin değil yaşlıları da bilgilendirilmeye ihtiyaçları var bu konuda. Sokağa ekmek almaya çıkamayan, çocuğunu okula göndermeye korkan, “şu kahveye neden gittin?” diye sorulup sopa atılan, okuluna devam edemeyen adamın 12 Eylül’ü ve Kenan EVREN’i nefretle anmasını bir türlü anlayamıyorum. Kitabı okumaya devam ettikçe şaşkınlığım katlanarak artmaya devam etti çünkü o kadar çok yerde benimle birebir aynı tespit, yorum ve değerlendirmeler vardı ki inanılır gibi değildi. Hatta çok yakın ifadeler kullanarak anlatmaya çalışmışız bazı şeyleri. Bugüne kadar sadece benim düşündüğümü ve seslendirdiğimi zannettiğim genel kabule aykırı nice söylemi sayın yazar da tekrar ediyor. Eğer arada Alican TÜRK albayım olmasa, sayın yazar benim kitaplarımı okuduğunda “intihal yapmak” suçundan beni mahkemeye verebilir diye düşünmedim değil! Sayın yazar da 6 ciltlik Kenan EVREN’in anılarına çok önem veriyor benim gibi. Halkın bu anılara da hiç ilgi göstermemesine sitem ediyor. “Bari anılarını okuyun…” diyor. Kitabında anılardan alıntılar yapıyor. Ve ne ilginçtir ki 6 cilt ve 3.000 sayfalık anılardan, yazdığımız ince kitaplara aldığımız pasajlar bile çoğu yerde aynı çıkıyor! Şu tesadüfe bakınız! Sayın yazarın eseri, o dönem İstanbul gibi kritik bir şehirde Yüzbaşı olarak bulunması dolayısıyla aslında bir anı kitabı. Kitabın tam isimi zaten: “Eylül Yalanları, 12 Eylül 1980 Anıları” 12 Eylül öncesini, müdahalenin ilk saatlerini ve günlerini, o zorlu ve kritik dönemde yaşadıklarını anlatıyor. Satır aralarında malum ezber ve kabulleri irdeliyor ve doğrusunu anlatıyor. Ben kitabımı, 2 Şubat 1980 günü izinsiz bir yürüyüşte yasadışı sol örgüt militanı tarafından katledilen ve adı fazla bilinmeyen inzibat er Zekeriya ÖNGE’ye atfederken, sayın yazar da kitabını, -başka 2 kişi ile birlikte- bu eri katleden ve adı çok bilinen Erdal EREN’e atfetmiş. Bu da ilginç bir detay olarak dikkatimi çekti. Sayın yazar 128. Sayfada, Kenan EVREN ile 1977 yılında Ege Ordu Komutanı iken arasında geçen bir diyaloğu anlatıyor. Sayın yazar 12 Eylül’de Yüzbaşı olduğuna göre o zaman da ya Üsteğmen ya da Yüzbaşı rütbesinde olsa gerek. İlgili pasajda bir Üsteğmen/Yüzbaşının Ordu Komutanı ile nasıl ve ne sebeple karşı karşıya gelip bu diyaloğu yaşayabildiğini de izah etse idi tamamlayıcı ve açıklayıcı olurdu. Sayın yazara faydalı olmak ve eğer kitabın yeni baskıları yapılırsa düzeltilmesine katkı sağlayarak bu eserin en az hata ile okuyucuyla buluşabilmesi adına kitapta rastladığım bazı hataları da belirtmek isterim: 1) Sayfa 125’te; “EVREN ölmeden önce DEMİREL’in cenaze törenini gördü. Törene gidemedi ya da gitmedi. Ama o kalabalığı gördüğünde mutlaka kendi cenaze töreninin de nasıl olacağını düşündü. Orgeneral Kenan EVREN biliyordu ki DEMİREL’in cenazesindeki sokaklara taşan yüzbinler kendi cenazesinde olmayacaktı….” İfadeleri yer almaktadır. Ancak Kenan EVREN Süleyman DEMİREL’den önce ölmüştür. EVREN 9 Mayıs 2015’te, DEMİREL ise 17 Haziran 2015’te vefat etmişlerdir. Yani EVREN’in DEMİREL’in cenazesini görmesi ve bu duygulara kapılması mümkün değildir. 2) Sayfa 139’da, Müşerref HEKİMOĞLU tarafından 17 Eylül 1980 tarihinde Cumhuriyet Gazetesinde yazılan köşe yazısının bir yerinde; “Cumhuriyetimizin en önemli simgesi olan Ayasofya’yı camiye dönüştürmekten geri kalmadılar. Atatürk’ün kurduğu partinin yöneticileri bile seyirci kalabildi bu davranışa…” ifadeleri geçmektedir. Ancak Ayasofya 2018 yılında AKP rejimi tarafından camiye dönüştürülmüştür. 3) Sayın yazar sayfa 147’de, “ERDAL” diye bir bölüm açmış ve sayfa 150’de de “yalanlar” alt başlığı altında Erdal EREN isimli gencin asılabilmesi için yaşının Konsey tarafından büyütülmesi efsanesine yer vererek bunun meşhur bir yalan olduğunu uzunca izah etmiştir. İşin aslını açıklamıştır. Ancak bir internet sitesini kaynak göstererek yazdığı “1980 Yılı Önemli Olayları” başlıklı bölümde, sayfa 229’da; “13 Aralık 1980 – Sol görüşlü Erdal EREN idam edildi. İdam cezası verildiğinde yaşı tutmayan Erdal EREN’in yaşı asılmadan önce mahkemece büyütüldü” bilgisini dipnotsuz ve kendi şerhini düşmeden paylaşmıştır. Elbette ki bu, o internet sitesinin görüşüdür ve sayın yazarın da bir başka yerde yazdığı gibi bugün internette savunulan ana görüş bu yöndedir. Bunula ilgili (bu yönde) binlerce haber önünüze çıkmaktadır. Ancak bu bölümün bu şekilde dipnotsuz/şerhsiz paylaşılması aynı kitap içinde uyumsuz 2 bilginin ve kabulün olduğu izlenimi vermektedir ve belki de bazı okuyucuları kafası karışacaktır. 4) “1981 Yılının Önemli Olayları” başlığı altında, sayfa 235’te, 19 Mart 1981 tarihi Erdal EREN’e idam cezasının verildiği gün olarak geçmektedir. Ancak bu ceza tam 1 yıl önce yani 19 Mart 1980’de verilmiş ve 13 Aralık 1980’de cezanın infazı gerçekleşmiştir. 5) “1981 Yılının Önemli Olayları” başlığı altında, sayfa 242’de, 7 Kasım 1981 tarihi halk oylamasının yapıldığı gün olarak geçmektedir. Ancak halk oylaması tam 1 yıl önce yani 7 Kasım 1982’de yapılmıştır. Sayın yazarın başka önemli eserleri bulunan bir yazar olması, eski bir asker olması, bir dönem TESUD (Türk Emekli Subaylar Derneği) Antalya Şube Başkanlığı yapmış olması gibi sebeplere bu değerli, önemli ve farklı kitabının farkedildiğini ve okunduğunu düşünüyorum. 40 Yıldır sürdürülen amansız kara propaganda sürecine karşılık olarak, benzer kitapların başta emekli subaylar olmak üzere daha başka yazarlar ve araştırmacılar tarafından da yazılmasını temenni ediyorum. 1977 doğumlu meslek lisesi mezunu bir işçi olarak, 12 Eylül müdahalesi ve Kenan EVREN konularında, ordu içinde o yılları yaşamış bir emekli albay ile aynı konuda kitap yazıp (her ne kadar benim kitaplar hiç okunmamış olsa da) aynı tespit, yorum ve değerlendimeleri yapabilmiş olmanın haklı gururunu yaşıyor ve sayın albayım ile bir gün karşılaşabilmeyi yürekten arzu ediyorum. METİN SEVİL erdem201140@gmail.com
1000Kitap
Eylül YalanlarıCumhur Utku · Halk Kitabevi Yayınları · 202021 okunma
·
173 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.