Üç kitabı da bitirdim, meğerse erkek karakterlerin tek farkı isimleriymiş. İletişim tarzları, vücut yapıları, boyları, bakışları… Sanki “romantik kahraman” fabrikasından seri üretim çıkmış gibi. Kadın karakterlerde de durum çok farklı değil: Hepsi geçmişte bitmiş, yerden yere vurdukları ilişkilerden çıkmış, özgüveni eksik, işinde sorunlar yaşayan tipler. Sonra mucizevi bir şekilde erkek karakterle tanışıyorlar ve bir anda hayatın anlamı bulunuyor, özgüven yerine geliyor, eski ilişkinin travmaları buharlaşıyor.
Ve tabii olmazsa olmaz: Daha önce asla orgazm yaşamamışken, bu yeni sevgili sayesinde bir anda hayat boyu eksik kalan şey tamamlanıyor. (Herhalde bunun sırrı erkek karakterlerin hokey oyuncusu olması!)
Tamam, kızların meslekleri farklıydı, hakkını yemeyeyim. Ama diğer her şey o kadar aynıydı ki üçüncü kitapta kendimi “Deja vu” değil “Deja read” yaşarken buldum. İyi ki para vermemişim, yoksa romantik değil, trajikomik bir yatırım olacaktı