Mahallenin Arabası
Yok canıyla bir kooperatife yazıldı. Çekiliş oldu ve 12 daireli olan apartmanın 12 numaralı dairesi çıktı şansına. Kooperatifte ki 12 daireli olan tek apartman oydu ve ne hikmetse o apartmanın 12 numaralı evi de kendisine çıkmıştı. Mutlu oldu, ne de olsa bir ev sahibi olacak eşini ve yeni doğmuş bebeğini bu eve getirecekti. Getirdi de. Ailesine yeni bir yuva açmış, çocuğu ve eşi ile birlikte hayatının geri kalanını yaşayacağı mahalleye adım atmış oldu. Her şey çok güzeldi. Sabah gidip akşam geldiği ve saatleri belirli olan işinden de mutluydu o zamanlar. Çocuğuna zaman ayırıp karısına ilgi göstermekten geri kalmıyordu. Ne de olsa aşık olarak evlendiği bir kadındı. Gel zaman git zaman düzenli olarak çalıştığı fabrikadan ayrılıp, yılların ustası Hasan Usta’nın oğluyum ve ben bu işi yaparım düşüncesi içerisinde bulunduğu ilçenin sanayi sitesinin üçüncü dükkanını kendi elleri ile açtı. İlk başlarda araba egzoz tamiri ile başlasa da babasının oğlu olduğundan kaynak işlerini ilerletmiş ve çelik konstrüksiyon işine girmişti. Bulunduğu ilçenin yerlisi olması, sanayinin ilk dükkanlarından biri olması ve en önemlisi de dürüst karakterde bir insan olmasından dolayı çok uzun zamanlara yayılacak güzel bir ün bıraktı yaşadığı şehirde. Böyle zamanlarda, ailesine de zaman ayırmayı ihmal etmedi. Kendisine ait olan araba 1974 model ford idi. Kendi kazandığı para ile aldığı ve geçmişten gelen eski model araba merakı sebebi ile almış olduğu bu araç, kendisi adına bir başarı ve özlemini duyduğu arabanın da sahibi olma tutkusunun bir anlamıydı. Yaz aylarında dükkanını erken kapatır, evin sokağına girdiğinde oğlunu arkadaşları ile oynar bulurdu. Kendisi de o oyunlara katılır, oğluna sarılmaktan çekinirdi. Ne de olsa toplum içerisinde evladına sevgi göstermek o zamanlarda ayıp karşılanırdı veya kendi içerisinde insanlara duyduğu saygıdan gereği bunu yapmazdı. Oğlu ile birlikte kaç tane çocuk oyun oynuyor ise hepsini arabasına bindirir en yakın bakkala götürürdü. ( o zamanlar markerler daha yoktu). Her bir çocuğun sınırsız yiyecek alma hakkı vardı. Kimileri çeşit çeşit çikolata alır kimileri çeşit çeşit cips alır. Sınır yoktu. Hepsini toplu bir şekilde ödeyip tüm alınanları çocuklara verir ve evlerine teker teker bırakırdı. En sonunda da oğlunun koluna girer, bir elinde oğlunun eli diğer elinde oğlunun bakkaldan seçtiği yiyecekler dört kat çıkardı. Mahallenin sevilen ‘’babası’’ olmuştu. Mahalle çocukları akşamüzeri sokakta oynarken hep bir gözleri sokağın başında olurdu. Acaba yıllanmış Ford sokağın köşesinden görünecek, bizi arabasına bindirecek ve bakkala götürecek miydi. Ve o baharın her akşamı o çocukların ümitli bakışları gerçek olur her akşamüzeri o araba görünür, çocukları toplar ve istikameti mahalle bakkalı olurdu. Zaman geçti, arabayı kullanan adam yaşlandı, çocukları büyüdü. Emekli ne zaman oldu, ne zaman eve kapandı kendisi de anlayamadı. Çocukları büyümüştü. Mahalle bakkalına götürdüğü çocuklar içerisinde bir tane kendi evladı varken şu anda bir de kızı vardı. Zaman hızlı geçti. Arabanın ön koltuğuna oturan çocuk evlenmiş , ikinci numara olan kızı üniversiteden mezun olmuştu. Zamanında mahalle çocuklarını mutlu eden dede artık apartmanda ki komşu çocuklarına hediyeler almaktaydı. Komşular çocuklarını ziyarete getirdiklerinde tüm hayatının güzelleştiğini, yaşayamadığı çocukluğunu onlar ile birlikte yaşamak isteğini görürdü hem hanımı hem de çocuğun annesi. Aslında amacı, yaşayamadığı çocukluğunu çocuklar ile birlikte yaşamak, kendisine sunulmayan imkanları da onlara sunmak isteğiydi. Bir gün oğlu yanında eşi ile birlikte eve geldi. sıradan bir akşam yemeği yenilecekti fakat yapılan sürpriz, yemeğinde anlamlı olmasına olanak sağladı. Oğlu, cebinden bir fotoğraf karesi çıkararak babanın yüzüne tuttu. Bu yeni doğacak çocuğun ile resmiydi. O an herkesin dili tutuldu. Özellikle babanın. Ne de olsa ömrünün her döneminde çocuklar ile birlikte çocukluğunu yaşayıp onlara bir o kadar özenen kişinin torunu olacaktı. O an duygularını kelimelere dökemedi. ‘’ bu ne ‘’ ‘’ ne olacak’’ diye geçiştirmeye çalıştı fakat kendisini tanıyan insanlar o an gözlerinde ki mutluluk yaşlarını gördü, dökülmeseler bile. O zamandan sonra her an oğluna, müstakbel torunun gelişimini sordu. Her ultrason sonucunda o fotoğrafı görmek istedi. Her ultrason fotoğrafına bakarak hayaller kurdu. Kucağına alacak, ağladığı zaman telaşlanacak, oyuncaklar alacak, yürümeye başlayınca parka götürecek, bakkala girdiğinde istediği her şeyi alacaktı. Öyle bir zaman geldi ki, Ömrünün geri kalanını, hiç görmediği torununun ömrüne kattı. Şimdi benim oğlum her yaşlı kişiye ‘’dede’’ diyor. Babamın fotoğrafına bakınca ona da istemsizce ‘’dede’’ diyor. O fotoğrafa istemsizce denilen ‘’ dede ‘’ benim için en kıymetli olan "dede" oldu. denizdenfikirler.com/mahallenin-arabasi
·1 alıntı·
233 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.