Bir önceki hikâyemde bahsettiğim lise arkadaşımla yine aynı camide yaşadığımız ilginç bir olayı paylaşmak istiyorum. Bizim en güzel günlerimiz Kalenderhane Camii’nin imam odasında geçerdi. Akşama kadar kimi zaman davetsiz misafirlerimiz olur, kimi zaman da kendi aramızda neşeli sohbetlere dalardık.
Camimizin imamı, rahmetli Murat Özoğlu hocamız, çok güzel yemekler yapardı. Hele ki yaptığı yayla çorbası dillere destandı. Çocuğu olmadığı için bizleri kendi evladı gibi görür, biz de ona babamız gibi hürmet ederdik. Gerçekten çok samimi, huzurlu ve muhabbet dolu bir ortamımız vardı.
Bir gün ikindi namazını cemaatle kıldık. Namazdan sonra imam odasına geçip yemek yedik. Yemekten sonra arkadaşımın göz kapaklarının ağırlaştığını fark ettim. Mutfağın üstündeki yatakhaneye çıktı ve yatmaya niyetlendi. Onun bu hâlini görünce kendisine hatırlattım:
— Bak, ikindiden sonra uyumak iyi değildir. Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “O (Allah), geceyi size örtü, uykuyu dinlenme, gündüzü de çalışma vakti kıldı.” (Furkan Sûresi 25/47)
Ayrıca tecrübeyle de bilinir ki bu vakitte uyuyan kişi sersem gibi uyanır. Baş ağrısı, unutkanlık, halsizlik gibi sorunlara yol açar. Hatta bilimsel araştırmalar da gösteriyor ki, insan vücudu ikindi vaktinde en zinde ve canlı hâlindedir. Uyku, bu dengeyi bozuyor.
Fakat arkadaşım pek oralı olmadı. Daha önce cinlerle ilgili bir sohbetimiz olmuştu. Onu caydırmak için bu defa şöyle dedim:
— Bak, ikindiden sonra uyuma. Cinler seni rahat bırakmaz.
Ama yine de dinlemedi ve uyumaya devam etti. Ben aşağıda mutfakta oturuyordum, o ise yukarıda yatıyordu. Bir süre sonra yukarıdan yüksek sesle bana seslendi:
— Yakup, beni rahat bırak, bana vurup durma!
— Ben sana vurmadım, ne diyorsun sen? dedim.
— Tamam, biraz uyuyayım da kalkarım, merak etme…
Aradan kısa bir süre geçti, tekrar seslendi:
— Ya Yakup, rahat dursana. Kalbini kırmayayım şimdi!
Bunun üzerine hemen merdivenden hızla yukarı çıktım.
— Bak kardeşim, ben buradan sana nasıl vurayım? Demedim mi sana uyuma bu saatte diye? Dinlemiyorsun işte…
Dedim ve tekrar aşağı indim.
Bir müddet sonra yine bağırarak uyandı. Bu kez kendisi aşağıya indi. Karşı karşıya geldiğimizde gözlerime inanamadım. Sağ yanağında beş parmak izi şeklinde, sanki birisi ona tokat atmış gibi iz vardı. Onu korkutmamak için söylemedim. O ise ellerini yüzünü yıkamak için lavaboya geçti. Sanırım aynada görmüş olacak ki yanıma geldi ve bana dönerek:
— Hani sen vurmuyordun? Bak yanağıma! dedi.
Ben de ona içtenlikle söyledim:
— Vallahi, billahi, tallahi… Ben sana dokunmadım. Yemin ederim ki vurmadım. Ama sana demedim mi uyuma bu saatte diye!
O an ikimiz de donup kaldık. Büyük bir şaşkınlık yaşadık. O günden sonra hayatımız boyunca ikindi vaktinde bir daha hiç uyumadık.
İşte unutamadığım anılarımdan biri de budur. Rabbim bizleri görünen ve görünmeyen bütün tehlikeli varlıklardan muhafaza eylesin.
Âmin.