Kitap kalın cüssesine rağmen çok rahat okunan çok keyifli bir kitap. Yaşanan dönemle birlikte yazılan bir biyografi olduğu için dönemi de çok iyi tanıtıyor. Köy enstitüleri‘ni, Hasan Ali Yücel’i, Orhan Veli‘yi, Melih Cevdet Anday’ı, Oktay Rifat’ı ve bir çok kişiyi özellikleri ile birlikte anlatıyor. Herkese öneriyorum. Aşağıya önemli bir kısmına özetledim. Keyifli okumalar…“Anlaşmanın ihtimali yoksa konuşmanın lüzumu yoktur.”
Halk Mektepleri:“Nahit’in de benim de dikkatimi çeken, gelenlerin büyük bir çoğunluğunun hiç okuma yazma bilmemesiydi. Bir başka deyişle, eski harflerle de okuyup yazamıyorlardı. Onlar için her şeye sıfırdan başlıyorduk.”
İsmet Paşa Kız Enstitüsü, bir Cumhuriyet eseri olan çiçeği burnunda binanın giriş katında, beş öğrenci ile öğretime başlamıştı. Şimdi 28 öğrencisi vardı.
Cim karnında bir nokta kadar bile olmayan, henüz yirmisine bile basmamış iki kız çocuğu olarak koca bir ülkeye örnek örnek teşkil edecektik.
Serbest Cumhuriyet Fırkası 12 Ağustos 1930 tarihinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle kuruldu. CHF’den 14 kadar tanınmış milletvekili ve Gazi’nin kız kardeşi Makbule Hanım bu partiye katıldı SCF siyasette ve ekonomide liberalizmi savunuyordu… Gazi Paşa belki de ülkenin durumunu anlamak için SCF kartını masaya sürmüştür.
1930’da okullardaki öğretmen sayısı mesela, on bazen yirmi erkeğe karşılık bir kadından ibaretti. Türkiye, yaptığı çok büyük atılıma rağmen henüz kadını evinde, erkeği işinde bir toplumdu.
İlk medeni nikah 18 Şubat 1926’da İzmir Öğretmen okulu mezunu Fatma Hanım ile matematik öğretmeni Fuat Bey arasında kıyıldı. Çift sonradan sayı soyadını aldı.
Vatandaş için medeni bilgiler kitabı Afet İnan imzasını taşıyordu. 1929’da broşür ve elkitabı şeklinde
Türk Çocuklarına Yurt Bilgisi Notları adıyla basıldı. Kitabın satışından elde edilen gelirler çocuk esirgeme kurumuna bırakıldı.
Kitap Orhan Veli, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat‘tan Mahşerin Üç Atlısı adıyla bahsediyor. Bu yakıştırma İncil’de kıyamet günü ortaya çıkacağı ifade edilen Mahşerin Dört Atlısı’ndan hareket edilerek yapıldı.
Atatürk Orman Çiftliği’nin adı Numune Çiftliği imiş eskiden.
Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk sayım 1927 yılında yapıldı. Kadın nüfus ile erkek nüfus arasında 521.000 civarında fark vardı. Bu da yarım milyondan fazla erkeğin savaşa kurban verildiği anlamına geliyordu.
Gönlüm seninkine yardı,
Aynı şeyleri duyardı;
Ayaklarımız uyardı…
Ben gene sana vurgunum.
İtilmiş tekmelermişim,
Doğduğum günde yanmışım,
Yalnız sana güvenmişim;
Ben gene sana vurgunum… Sabahattin Ali
“Ne kış ne yazı isterim,
Ne bir dost yüzü isterim.
Ağrılar, sancılar gelir.
Yanıma düşer kollarım,
Görünmez olur yollarım,
En sevgili emellerim
Önüme ölü serilir…
Ne bir dost ne bir sevgili,
Dünyadan uzak bir deli…
Beni sarar melankoli:
Kafamın içerisi ölür.”Sabahattin Ali
“Sofralarımızdan gerçek anlamda ihtilal çıkamıyor bir türlü. Öyle değil mi?“
Cevap: “emin ol Rus Devriminde votkanın payı neyse, Türk devriminde de rakının payı odur.”
“1932-1933 yılları arasında Ukrayna‘yı da içine alan bu bölgede insanlar açlığa mahkum edildi. Bölgenin kuzeyinde Kuban Nehri, güneyinde Kafkasya’nın batı etekleri vardır. SSCB, 8 milyon Kubanlının açlıktan can vermesini bilinçli olarak tercih etti. Ekim devrimine katılmayıp bağımsızlığını ilan eden Kuban, 1920’de Kızılordu tarafından zorla SSCB’ye sokuldu. Bölgede yaşayanların Rus Devrimi’ne karşı direnişleri alttan alta hep devam edecekti. SSCB‘nin yıkılmasının üzerinden 40 yıl geçmesine rağmen, bir başka formda da olsa, Ukrayna cephesi ‘kendi kaderini tayin hakkı’ için hala direniyor.”
Hristiyanlığı yayma ya giden misyonerler misali giriştiğimiz ülkemize aydınlatma mücadelesinde tanık olduğumuz fakirlik ve cehalet de değil dikkat çekmeye çalıştığım. Fakir kalmayı sürdürürken sayıları bir hayli az olan ötekilerin aşırı zenginleşmesi, paralarını koyacak yer bulamamalarından söz ediyorum mesela.
“Cumhuriyet gazetesi ve onun sahibi, başyazarı Yusuf Nadi. Yazılarında Hitler’i yere göğe sığdıramıyor.“
Orhan Kemal tarzı tam oturmadan yola çıkıyor. Bu durumu şöyle açıklıyor: “bu arayışın yazmadan, yayınlamadan, ürettiklerimin üzerlerine birileriyle konuşmadan tamamlanamayacağını keşfettim. Tamam işte bu benim şiirim demem için biraz daha zamana ve düşünmeye ihtiyacım var. “
Orhan Kemal İstanbul’da felsefe okuyordu. Şiirle yatıp şiirle kalktığı için okulla ilişiği kesildi. Orhan Veli’nin babası Veli Bey başlangıçta klarnet çalıyordu. Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın şefi oldu.
“Yahya Kemal eskinin, Nazım Hikmet ise yeninin temsilcisiydi. “
“1927’de Gazipaşa İngiltere’den safkan atlar getirtti. Bu arada modern anlamda bir hipodrom yapılması için de önayak oldu. Bu hipodrom 1979 yılında kapatıldı. 1980’den itibaren Gazi Koşuşu İstanbul’da Veli Efendi‘de yapılmaya başlandı.”
Orhan Veli at yarışı oynuyor. Bu konuda bayağı iyi.
“İspanya’da tam bir yıldır iç savaş sürüyor. Hitler ve Mussolini savaşta Franco’yu, yani milliyetçileri destekliyor. Her gün yüzlerce İspanyol ölüyor. İspanya iç savaşı esnasında, Nazi Almanyası’na ait 28 bombardıman uçağı, 26 Nisan 1937’de İspanya’nın Guernica şehrini bombaladı.” İspanya iç Savaşı milliyetçilerin zaferi ile sona ermişti. Diktatör Franco, kendisi gibi birer milliyetçi olan Hitler ve Mussolini‘nin yardımıyla, karşısındaki Cumhuriyetçileri yenmişti.
Tunceli, Erzincan, Elazığ, Sivas, Malatya ve Bingöl illerinde aşiretler devlete isyan etmişlerdi. Türk Silahlı kuvvetleri bölgeye 50.000 asker göndermişti. İsyancıların 7500 kişinin üzerinde ve silahlı oldukları söyleniyordu. Suriye’deki Fransız yönetimi gönderiyormuş silahları isyancılara. Tarihe derssin isyanı olarak geçti. 1008 yüzü 1008 yüzlü yılların Sonlarından itibaren devam eden, Cumhuriyet’e Osmanlı’dan miras kalan bir isyan hareketidir. İsyan son olarak harç Deresi üzerindeki tahta köprünün, bir Nevroz günü yani 20 - 21 Mart 1937 gecesi isyancılar tarafından yakılması ile başladı. Bölgedeki aşiretler kaza ve nahiye merkezlerinin kurulmasına, karakollar inşa edilmesine köprü ve yol yapılmasına karşı çıkıyor, silahlarını teslim etmeyi reddediyor, Devlete karşı bir tür otonom idare dayatıyorlardı. İsyan 10 Eylül 1937’de bastırıldı. Başta Seyit Rıza olmak üzere 11 isyancı lider Elazığ’da idam edildi.
Necip Fazıl’ın amacı İslam’da yenilenmeyi sağlamaktır. Önerdiği sistemle, Batı tarafından tasfiye edilmiş Doğu medeniyetinin yeniden şaha kalkacağını düşünüyordu.
Necip Fazıl ve Sabahattin Ali Nahit‘e aşıktı.
Hasan Ali Yücel felsefe bölümünden mezun olmuştu.
17 Kasım’da Atatürk’ün naaşı Dolmabahçe Sarayı’ndan çıkarken yaşanan izdiham’da 11 kişi öldü aynı izdiham, ata‘yı taşıyan tren muhtelif yerleşimlerden geçerken de yaşanacaktı.
Hasan Ali Yücel bir tercüme komisyonu kurdu. İçinde Sabahattin Ali de vardı. Tercüme bürolarında bir çok ülkeden klasik eserler çevrildi. Bu Hasan Ali’nin Türkiye’ye büyük bir katkısıdır. Amacı Batı’nın kültürel bilgisini sunarken bir yandan da Türk Rönesansı yaratmaktı. Tercüme bürosu toplamda 1120 cilt eserin basılıp yayılması gibi inanılması zor bir işe imza attı. Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte tercüme bürosu akamete uğradı. 1966 yılında tümüyle kapatıldı.
Orhan Veli’nin biraz yaramaz bir tavrı vardır. “Ben kazaların adamıyım. Beş yaşında, kolumu kızgın köfte tavasına sokmuştum. Ayrıca benim geçirdiğim ağırlıkta kızamığı kimse geçirmemiştir. 12 yaşındayken diz kapağıma dikenli teller battı,” demiştir.
“Fransa bir saldırmazlık antlaşması karşılığında, Hatay’ı Türkiye’ye teslim etmişti.”
Köy Enstütülerinde John Dewey’in iş ve eğitimi birleştirme fikrinden hareket ediliyor. Köy enstitüleri 1940 yılından itibaren, tarıma elverişli arazisi olan, şehirden uzak ama tren yoluna yakın yerlerde, öğretmen yetiştirmek üzere kuruldu.
“Yaş farkını önemseyen, başkalarıyla ilişkilerini doğumdan gelen bu özellik vasıtasıyla konumlandırmaya çalışanlardan hiç haz etmezdik. Nahit’le benim için yaş farkı belli bir olgunluk seviyesini yakalamış olanlar arasında asla öne çıkartılmaması, aşılması gereken bir ayrıntıydı.”
Sabahattin Eyüpoğlu‘nun evi bir çok sanatçı tarafından kullanılıyordu. Burslu öğrenci olarak Fransa’ya gönderilmişti. Çok donanımlı biriydi. Evinde şöyle diyordu. “Bazen ben olmuyorum ama çalışmak isteyenler işlerine devam ediyorlar.” Mesela Orhan Veli uzun bacaklılarıyla daireye pencereden giriyor. Orhan Veli bir gün kapıyı kilitli bulduğunda şu şiiri atıyor Sabahattin Eyüpoğlu’na “Kapılar, pencereler savletime bigane:
Ses sada yok, bu değil sanki o devlethane. “
“Garip isimli şiir kitabı 1941’in başlarında okuyucuları ile buluştu. Kitabın üzerinde Orhan Veli’nin ismi vardı. İçinde Melih Cevdet Anday‘dan 16, Oktay Rifat‘tan 21, Orhan Veli Kanık‘tan 24 şiir vardı. Garip’in önsözünde “Eskiye ait olan her şeye karşı çıkmak ve her şeyden önce şairanenin aleyhinde bulunmak” demişti Orhan Veli.
Orhan Veli’nin Mehmed Kemal diye bir arkadaşı vardı. Orhan’a şiirlerinin yadırgadığını, acayip garaip bulunduğunu söylemiş, ayrıca garip‘in gurbette kalmış anlamına geldiğine de dikkat çekmişti. O yüzden akımın ismini garip olmuştu.
Latin harflerine geçiş aşamasındaydılar. Orhan mesela şiirlerini genellikle Arap harfleri ile kaleme alıyor, sonra Latin harfleri ile temize çekiyordu. Okuma yazma bilenler not alırken genelde Arapça kullanıyordu.
Genco Erkal‘ın annesi Nedret Hanım terziydi.
Orhan Veli ve Nahit Hanım arasında bir aşk vardır. Fakat Orhan gerisinde birden fazla kişiye aşık olunabileceğine dair bir tez bırakarak gitmiş, sihir de onun bu sözleriyle bozulmuştu.
Bir zamanlar üretilen sabit kalemler belirgin yazmaları için ağızda ıslatılır öyle kullanılırdı.
O yaz İstanbul’da tifüs salgını vardı.
Parizyen, Parisli yaşam tarzı demektir.
1943’te kahveye kavrulmuş nohut katılıyordu. Yokluk zamanlarıydı.
Milliyetçi yazar Nihal Atsız, Sabahattin Ali’yi Sovyetler birliği casusu ve vatan haini ilan etmişti.
1945’te Almanya işgal ettiği topraklardan geri çekilmek zorunda kalmış, ardından SSCB ve batılı ülkeler Almanya’yı fethetmiştir. Almanya’nın başkenti Berlin iki blok arasında paylaştırılmıştı. Japonya müttefiklerin Postdam konferansıı’nda ileri sürdüğü şartları kabul etmemiş 6 Ağustos‘ta Hiroşima 9 Ağustos‘ta Nagazaki’ye atılan atom bombaları sonucunda teslim olma niyetine 15 Ağustos‘ta açıklamıştı.”
Dario Moreno İtalyan Yahudisi bir ailenin çocuğu olarak Germencik‘te doğdu. Yetimhanede büyüdü. 1950’lerde Fransa’da şarkıcı ve oyuncu olarak büyük bir ün kazandı.
1945’te çiftçiyi topraklandırma kanunu konuşuluyor. CHP içindeki muhalifler sertleşmeye saflar belirginleşmeye başlıyor. 1946’da siyasi parti kuruluyor. Bu grup toprak ağları, tefeciler bezirgan takımı diye konuşuluyor kitapta. Toprak dağıtılmasını köylüye karşı çıkmışlar. Demokrasi bir gün kurulacaksa Demokrat Parti eliyle değil bu partiye rağmen, asıl ihtiyaç duyan kesimler tarafından kurulacak deniyor bu kesimlerde işçi sınıfı ve aydınlar olarak belirtiliyor.
Fevzi Çakmak, Hasan Ali Yücel’i komünist faaliyetleri destekleyen milli eğitim bakanı olarak suçluyor.
Hasan Ali Yücel, 5 Ağustos 1946’da yedi yıl beş ay süren milli eğitim bakanlığı görevinden istifa ediyor. Türk eğitimine katkıları saymakla bitmeyen muhteşem bir milli eğitim bakanıdır.
Tan gazetesi basıldı. 1945’te gerçekleştirilen baskın‘da koskoca gazete İslamcı ve Turancı çeteler tarafından yakıldı.
“Batıda din eğitimini devlet vermiyor. Bu işi ailelerin bizzat kendileri ve kiliseler üstlenmiş durumda. Türkiye’nin açmazı bu. Din eğitimini camilere bıraktığında, tarikatlara kapıyı yaralamak zorunda kalıyorsun. Dini devlet öğretsin, din işleri devlet eliyle yürüsün dediğinde, bu kez de kendi elinle bir ruhban sınıfı yaratmış oluyoruz. Bence Türkiye’nin milli eğitiminde, din meselesi tam olarak bu nedenle çözülemedi.“
Demokrat Parti 1950 yılında oyların %55’ini aldı. Ülkeyi 27 yıl yönettikten sonra CHP muhalefet partisi haline geldi.
Demokrat Parti ilk adımını Türkçe okunan ezanı Arapçaya çevirerek atmıştı.
Orhan Veli Ankara’ya geldiği ilk gece Sıhhiye’de kanalizasyon çukuruna düşmüştü. Çukurun etrafında tek bir uyarı tabelası yoktu. Orhan Veli’nin bütün vücudu yara bere içinde kaldı. Kafasını çarptı. Ama hastaneye gitmedi. Gazeteler Orhan Veli’nin aşırı alkol aldığını ve zehirlenerek öldüğünü yazdı.
Nahit yeni milli eğitim Bakanı Ahmet Tevfik İleri ile dans etmek istemeyince Edirne’ye sürgün edildi.
Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat yaprak adında bir sayfalık dergi çıkartıyorlardı. Nazım’a destek olmak için iki gün açlık grevine gitmeye karar verdiler 1950’de. Nazım Hikmet’ten bir gün sonra annesi Celile Hanım da açlık grevine başladı.
Nahit, Orhan Kemal’le yaşadığı büyük aşka rağmen Halil’den ayrılmıştı, çünkü eşinin bu tür bir davranışı hak etmediğini düşünüyordu. Şimdi ayrılabilirdi Halil’den. Çünkü artık Orhan yoktu. “Ceza çekmesi gereken biri varsa o da benim. Yaşanan bunca şeyden sonra Halil’e sığınamam,” demişti.
Nahit Hanım Atatürk’le Tango ve Valeš yapmıştır. Cemal Süreyya Nahit’e “Cumhuriyet gibi kadın!” demiş.