Dedeye Yol Göründü
“Dedeye Yol Göründü” İlk başta sıradan bir köy hikâyesi gibi görünse de aslında çok tanıdık duyguları anlatıyor: mecburiyetle yapılan evlilikler, yıllarca süren kırgınlıklar, hiç bitmeyen kavga ve hesaplaşmalar. Nene ile dedenin öyküsü, “aynı evde yaşamak” ile “gerçekten aile olmak” arasındaki farkı bütün çıplaklığıyla gösteriyor.
Bu çatışmanın ortasında kalan İbrahim Zeyni ise daha çocukken aidiyetini kaybetmiş, sevgisizliğin yükünü sırtına almış bir karakter. Onu okurken bir yandan acıyorsunuz, bir yandan kızıyorsunuz… Dede evde bulamadığı huzuru kahvehanede, şehir dışı cenaze ziyaretlerinde arıyor; nene ise geçmişin tüm yükünü bugüne taşıyor. İkisinin bitmeyen öfkesi okuru hem düşündürüyor hem de içten içe vicdanını sızlatıyor.
Bu hikâye sadece bir aile öyküsü değil, hepimizin içinde bir yerlerde duran “aidiyet” meselesine dair güçlü bir sorgulama. Dedeye Yol Göründü, sevginin eksikliğinin kuşaklar boyu nasıl izler bıraktığını çok samimi bir dille anlatıyor.