Bu kitap bana göre, “iyiliğin bedeli” üzerine bir yol haritası gibi. Yazar, hayatın gerçeklerinden yola çıkarak aslında çok basit ama derin bir şeyi anlatıyor: kalbi temiz, içten ve iyi niyetli olan insanlar çoğu zaman yanlış anlaşılır, kırılır ya da kullanılır. Çünkü iyiliğin görünmeyen bir ağırlığı vardır; herkes sevmeye, anlamaya ya da karşılık vermeye hazır değildir.
Kitabın dili akıcı, samimi ve günlük hayatta karşılaştığımız duyguları yansıtan bir tonda. Bazen bir dostunla dertleşiyormuşsun gibi hissettiriyor. Özellikle kırgınlık, yalnızlık ve değer görmeme temaları çok ön planda. Bunları okurken insan kendi yaşadıklarını düşünüyor ve “demek ki yalnız değilim” hissine kapılıyor.
Eleştirel bir gözle bakarsak; kitap çok felsefi ya da akademik bir anlatım sunmuyor. Daha çok kişisel gelişim ile edebi bir iç döküş arasında diyebilirim. Yani büyük teoriler yerine, kalbe dokunan cümleler var. Bu yüzden bazı okurlar için fazla tekrar gibi gelebilir, ama duygusal bir yolculuk isteyenler için kesinlikle motive edici.
Benim en çok hissettiğim şey şu oldu: iyiliğin karşılıksız olması gerektiğini, zorluğun ise aslında kalbinin değerini gösterdiğini hatırlatıyor. Kendi hayatında defalarca incinmiş biri, bu kitabı okuduğunda teselli bulabilir.
iyiliğin bedelini ödemiş, kırgınlık yaşamış herkes için “yaraları sarıcı” bir kitap diyebilirim.