Bu kitabı yaklaşık dört kez okudum. Her defasında farklı bir noktası gözüme çarpıyor ama bir şey hiç değişmiyor: Lenin’in ortaya koyduğu “ne yapmalı” sorusu, sadece 1900’lerin başındaki Rusya için değil, bugün için de hala çarpıcı.
Samimi olmak gerekirse, kitabın dili yer yer ağır, teorik tartışmalar insanı yorabiliyor. Ama altındaki mantık inanılmaz net: örgütlü bir hareket olmadan, bireysel çabalarla hiçbir şeyin değişmeyeceği. Lenin, dönemin koşullarında devrimi örgütlerken solun hangi hatalara düşebileceğini tek tek gösteriyor. Aradan yüz yılı aşkın zaman geçmiş olmasına rağmen bugün baktığımızda solun hâlâ aynı açmazlarla uğraştığını görmek hem düşündürücü hem de hüzünlü. Bir yandan da Lenin’in işaret ettiği noktaların hâlâ geçerli olması, kitabı tarihsel bir kitap olmaktan çıkarıp bir tür “rehber” haline getiriyor.
Benim için en vurucu tarafı, Lenin’in “kitleleri harekete geçirmek” derken aslında sadece bir siyasi plan değil, bir disiplin, bir örgütlülük kültürü kurmaya çalışması. Bugün solun çoğu yerinde bu disiplinden eser olmadığını görünce, kitabın değeri daha da anlaşılıyor.
Sonuçta, Ne Yapmalı? sadece ideolojik bir metin değil; aynı zamanda bugünün dünyasında solun hâlâ cevap aradığı o temel sorunun ilk ve belki de en açık formülasyonlarından biri.