Mahvolduk
10/10
·304 syf.··
2025 103. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 27 Ağustos 2025 03:13
Bu kitabı daha fazla "The X Files" izlememeliyim dediğim bir akşam elime aldım ve "klasik" bir Agatha Christie romanı okuyacağımı düşündüm. Gözümde "giriş, gelişme, sonuç" bölümleri belli olan, olayın gizemle başladığı ve son bölümde "tamamen" sonuçlandığı bir polisiye romanı canlanıyordu. Daha önce duymadığım için kapakta yazan "Bir Mary Westmacott Romanı" cümleciğinin ne anlama geldiğini bile bilmiyordum. Kendimi o kadar polisiye romanına hazırladım ki roman bir ölüm döşeğiyle başladığında hiç şaşırmadım. Kitap ölmek üzere olan John Gabriel'in "çok önceden" tanıdığı Hugh isimli ana karakterimizi görmek için yana yakıla onu yanına çağırmasıyla başlar. Sonrasında Hugh Gabriel ile olan ortak geçmişini anlatmaya başlar. Ben hâlâ bu geçmişte bir "vaka" arıyordum. Olaylar gelişti, gelişti. Bir Jane Austen romanı okuyorum sanmaya başladım. Olaylar akıyordu. Ben hâlâ o "polisiye"yi arıyordum. Sonradan, sonradan kitap bitti ve ben bakakaldım. Çünkü ortada polisiye yoktu, etkileyici bir aşk hikayesi vardı. Hem de o kadar etkileyiciydi ki kendimi son 4 5 saattir sadece bu romana bıraktığımı fark ettim. Ne saati ne de Agatha Christie'yi görüyordum. Sadece ama sadece Isabella'daydım. Ve orada kaldım. Bir sürü klasik ve modern roman okumuş birisi olarak bir süredir roman okuyamadığım bir süreç yaşıyordum. Bunun sebebi birkaç aydır okuduğum en etkileyici romanların üstüne bir roman bulamamakla kendimi boşlukta hissetmek ve artık roman okuma motivasyonunu kaybetmekti. Çünkü aslında bu her ne kadar bir hobi olsa da aslında hep daha iyiye rastlamaya yönelik bir arayıştı. Her okumamda daha iyisini buluyor ve gittikçe beklentimi yükseltiyordum. Bu bir yarış değil elbette ama istemsizce kendimi burada bulmuştum ve bu "yarış"tan çıkamıyordum. Ama bir süre önce okuduğum onca romanın ardından hiçbir hikayeden etkilenmemeye başladım ve roman okumayı bıraktım. Aslında bırakmadım. Sadece yarıştan çekildim. Çünkü hiçbir hikayeden önce okuduklarım kadar etkilenmiyordum. Ve bu da sadece okuyup geçmeme sebep oluyordu. Sırf bu yüzden hiçbir kitabı harcamamak için romanlardan tarihi eserlere geçiş yapmıştım. Bir süredir tarihi kitaplar okuyordum. Çünkü Dostoyevski'nin dediği gibi "benim için gerçeklikten daha fantastik bir şeyin olmadığını" düşünüyordum. Sonra hayatım bu geceye ulaştı. Dizi izlemektense kitap okumayı düşündüm. Masamda "İzmir İktisat Kongresi" isimli eser beni bekliyordu. "Ön Söz"ü inceledim ama nedense bu gecenin "yıldızını" bulamamıştım. Biraz bakındım ve gözüme "Gül ve Porsukağacı" çarptı. Bu kitabı nerede duyup almıştım hiç hatırlamıyordum. Agatha Christie'nin polisiyelerinin beni hiç üzmeyeceği düşüncesiyle okumaya başladım. Ama en başta dediğim gibi polisiyeyi aradıkça bulamıyordum. Sonrasında 4 5 saat geçti ve duvara bakakaldım. Çünkü uzun zamandır aradığım romanı bulmuştum. Bu roman beni mahvetmekle kalmıyor "hepsini" aşıyordu. Kelimeler o kadar yetersiz hissettiriyor ki bu romanı en iyi anlatacak şeyin yine bu roman olduğunu düşünüyorum. Şu an çok yükseltiyorum biliyorum ama inanın hak ediyor. Hak ediyor. Uzatmayacağım, okuyun, okutun!
Gül ve PorsukağacıAgatha Christie · Altın Kitaplar · 2012188 okunma
·
130 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.