·160 syf.····Okunma: 27 Ağustos 2025 08:15 #Okudum
#KitapYorum
#ÇamlarınIslığı
#HanifeMert
#HerdemKitap
#AşkRomanı
#160Sayfa
#Papatyakitaplığı
Merhaba arkadaşlar,
Bugün sizlere Herdem Kitap tarafından yayımlanan, Hanife Mert Hanımefendi'ye ait "ÇAMLARIN ISLIĞI" isimli aşk romanını tanıtmaya çalışacağım.
Uzun zamandır sevgili yazarımızı sosyal medya ve diğer kitap gruplarında, okuyan arkadaşlarımın kitap yorumlarında, bir kaç kez canlı tanıtım içerikli programlarda izlemiş ve çok beğenmiştim. İçimden umarım bir kitabını okumak kısmet olur demiştim. İç sesim evrene gitmiş olmalı ki; "Her nasip vaktine esirdir" sözü tecelli etti. İyi de oldu. Severek ve merakla "Çamların Islığını" okudum. Beni taaa!.. lise ve belki de daha küçük yaşlarda ilk aşkı hissettiğim, sevda acısı çektiğim yıllara götürdü. İnanın o zamanlarda yaşanılan aşklar, ikili ilişkiler, vefa, sadakat, cesaret, azim, saygı ve samimiyet şuan yok. Üzülerek ifade etmek isterim ki durum maalesef günümüz sevdalarına uzaktan yakından benzemiyor. Sebebi çocukluk saflığı. Büyüdükçe aşkın organiğinin, gerçekliğinin dejenere oluşu. Esasen zaman ve tarih meselesi değil belirtmek istediğim. O ince, hassas ve kırılgan çizgiden bahsediyorum. Tamamen duyguların şeffaflığından, dürüstlüğünden, çıkarsız aşkların sunduğu o taptaze bahar kokulu gülen gözlerden, heyecan dolu kalplerden, yarına duyulan sayısız heveslerden, yaşama sevincine köz olan kalplerden, kulağa fısıldayan aşk sözlerinden, dokunan ipek ellerden, gözden süzülen çiy tanelerinden, özlem yokuşlarından, hasret sancılarından, kelebek vadisinde koşan adımlardan, ilk busenin büyüsünden, kaybetme korkusundan... Velhasıl cümle duyguların çarkında imsanoğlunun yaşamına hükmeden aşk'ın ümidini, cesaretini ve belki de ümitsizliğini yaşadım "ÇAMLARIN ISLIĞI" nda.
Efendim, çok sevgili okur; Roman on iki bölümden oluşuyor. Kitabın ismi "Çamların Islığı" onuncu bölümün ana alt başlığına ait. Bu kısım Yunan mitolojisinde Batı rüzgârı Zephyros'un Mersin'in yüksek tepelerinde dolaşırken çam ağaçlarının arasında Floraya rastlaması anlatılıyor... Onun dansına ve neşesine aşık oluşundan söz ediliyor. Yani bir insana. Tabi hikâye uzun. Çamların slığı hem doğanın hem de aşkın ölümsüzlüğünün bir kanıtı olarak sonsuza dek yankılanacağına dair sihirli notlarla son buluyor. Bu açıklamanın ardından gelelim kitabımızın kahramanlarına.
Sahne Güneşle açılıyor. Dört ana kuralla yeni okuluna, evine şehire ve arkadaşlarına alışma devresiyle günler geçer. Geçmişine ait ne varsa kendi deyimiyle siyah bir çöp poşetine doldurup, ağzını sıkıca kapar denize bırakır. Yani anlayacağınız temiz bir sayfa açar. Kurallar ne derseniz kısaca arz edeyim. Yakın arkadaş, dost ve sevgili istemiyor, samimiyetsiz arkadaş grubu da istemiyor. Son olarak bu kurallara kendince harfiyen uyacak. Peki bizim kendimiz için planladığımız gelecek mayası tutuyor mu? Tutmuyor. Kendimizin dışında büyük plan yürürlüğe geçiyor. Zaten bu hep böyle olmaz mı? İzmirden Balıkesire gelen çekirdek bir aile, ortanca çocuk Güneş, ablası erkek kardeşi var. Mutlu ve düzenli bir aile. Okulun ilk günü gelip çatıyor. Top oynayan bir grup arasından geçerken Güneş küçük ve istemsiz bir çarpışma yaşıyor. Kazayı yapan Rüzgâr. İlk aşk, ilk kıvılcımın ateşi burada başlıyor. Tanşma, bakışma, arkadaş olma derken günler birbirini kovalıyor. Sınavlar, hastalıklar, tercihler, sıkıntılar, mutluluklar... Tüm bu noktalarda, neler, kimler, hangi olaylar aşklarına gebe? Müzikle, ailesiyle mütevazi yaşamıyla Güneş koyduğu kurallara uyabilecek mi? Tabularını yıkıp kendi hayatını izlediği seyirci koltuğundan kalkıp, cesaretle aşkına sahip çıkabilecek mi? İç huzuru bulup kalbinin sesini dinleyebilecek mi? O kocaman boşluk dolacak mı? Büyük yangından sonra yüzleştiği kişi kim? Sonunda aşk kapısını kaç kez zorlayacak? Hepsi ve daha fazlası "ÇAMLARIN ISLIĞI" nda...
Sevmek ve sevilmenin cesaretini taşıyabilen büyük yüreklerin keşfinde, aşkın büyüsünde, sudan korkmasına rağmen okyanusa adım atmaya cesaret edenlerin izinde bu yolculuğa eşlik edin derim.
Evren sana bir ses duyuracaksa o sesi başka hiçbir sesle susturamazsın... (s. 6)
RÜYA KAPANI
Eskiden Kızılderililer bunları bebeklerinin beşiklerine asarlarmış. Örümcek ağı gibi olan yer rüyaların geçmesini önleyip bebeğin kâbus görmesini engellermiş. (s. 97)
Aşk bir kovalamacadan ibarettir. Biri kaçar, diğeri onu kovalar. Çünkü kaçan taraf, gizem ve ulaşılmazlık yaratarak cazibesini artırır, kovalayansa bu gizemi çözmek ve elde etmek arzusuyla yanar, tutuşur. Bu süreç, ilişkiye heyecan ve tutku katar. Oysa aşkta asıl önemli olan, bu kovalamacanın sonunda bir denge bulabilmektir. Çünkü gerçek aşk, kovalamaktan çok yan yana yürümektir. (s. 28)
.