·432 syf.····Okunma: 28 Ağustos 2025 00:00 Bazen bir kitap tam da ihtiyacımız olan anda çıkar karşımıza. Kem Göz bana öyle geldi. Son zamanlarda zihnim sürekli işleyen, oradan oraya koşturan bir haldeydi. Bundan şikâyetçiydim. Kitapta da Yara’yı gördüm: o da sürekli bir yerlere, bir şeylere yetişmeye çalışıyor ama kendine yabancı bir şekilde yaşıyordu.
Yara’nın hikâyesinde en çok çarpan nokta, sevdiği ve onu mutlu eden şeyleri bırakması değil, onların ne olduğunu bile unutmuş olmasıydı. Sadece kendini çevresine, annesi gibi olmadığına kanıtlamak için çırpınıp dururken gün geçtikçe annesine dönüşüyordu. Bu çelişki, kitabın kalbinde duran sancı: annesinden kaçarken aslında ona benzemek.
Etaf Rum’un anlattığı kadınlık hali; göçmenlik, kültürel baskılar ve görünmez zincirlerle örülü. Kem göz sadece nazar değil, sürekli gözetleyen toplumun ve ailenin bakışı. O bakış altında Yara’nın sessizliği bazen bastırılmışlık, bazen de içten içe bir direnç gibi okunuyor.
Ama hikâyenin en güçlü yanı şu: kurtuluş mümkün. Yara kendisine dönmeye başladığı anda kurtulmaya başladı. Tabii bu süreçte aldığı terapinin ve arkadaşı Silas’ın desteği yadsınamaz. Özgürleşme, kahramanca tek başına yapılan bir şey değil; bazen bir aynaya ihtiyaç duyuyor insan.
Benim için Kem Göz sadece bir roman değildi; aynı zamanda kendi halime tutulmuş bir aynaydı. Çünkü bazen biz de tıpkı Yara gibi, bir yerlere yetişmeye çalışırken özümüzden uzaklaşıyoruz. Ve kitap bana şunu hatırlattı: kendine dönmeye başladığın an, zincir çözülmeye başlar.