·206 syf.····Okunma: 29 Ağustos 2025 04:31 Seneler önce kişisel gelişim kitaplarına merak sarmıştım ama okuduğum her kitabın birbirine benzediğini fark ettim. Bu nedenle bu kitaba da popüler olduğu için biraz ön yargıyla başlamıştım. Yaklaşık 6 senedir de kişisel gelişim okumuyordum fakat bu kitabın bilimsel argümanlarla desteklenmiş olması hoşuma gitti. Diğerlerinden farkı şu: Çoğu kişisel gelişim kitabı, “mış gibi yap, öyle davran, inanmasan da gerçek olur” mantığıyla ilerlerken bu kitap gerçekten kalpten inanmanın önemini vurguluyor. Aslında zaten bir şeye içtenlikle inandığımızda, beyin ve kalp onu gerçekleştirmek için yollar aramaya başlıyor. Böylece çevremizdeki işaretleri, fırsatları daha net görmeye başlıyoruz. Bunun psikolojide “bilişsel filtreler” ya da “seçici algı” ile açıklanabilecek bir karşılığı da var. Yani aslında inandığımız şeyin ihtimallerini fark etmeye başlıyoruz. Ama bence kitabın eksik bıraktığı nokta şu: Zaten yürekten inanırsak olacağını biliyoruz, peki gerçekten kalpten inanmayı nasıl başarabiliriz? Realist bir insan olarak bazı şeylerin gerçekleşmeyeceğini görüyorum ve zihnim “olmaz” diyor. Kitap ise tam tersini söylüyor: Eğer kuşkuya kapılmaz, kendimi yürekten inandırırsam gerçek olur. Ama işte asıl mesele de burada başlıyor. İçten bir inanç, sadece zihinsel bir çabayla mı mümkün olur, yoksa uzun vadeli tecrübeler, küçük başarılar ve tekrarlarla mı gelişir? Benim için rezonans kanununun kıymetli yanı, “inanıyormuş gibi yapmak” ile “gerçekten inanmak” arasındaki ince çizgiyi göstermesi. Eksik yanı ise, bunun pratiğe nasıl dönüştürüleceği kısmında biraz havada kalması.