İlk kitaptan kaldığımız yerden devam ediyoruz, bu kez 2004 ekibinin perde arkası çok daha net. Anlatıcının yer yer değişmesi hikâyeye nefes aldırmış: gizem seviyesi artıyor, karakterlerin motivasyonlarını kendi ağızlarından duymak duygusal etkisini büyütüyor. Başlar biraz durağandı ancak ikinci perdeden itibaren olaylar hızlanıyor, bazı diyaloglar gerilim yükselince farklı senaryolara kapı açıyor.
Çernobil evreninin atmosferini bu kitapta daha net işlemiş bence yazarımız. Aygıtlar, deneyler ve prosedürler “ben buna inanırım” diyeceğiniz düzeyde tutarlı. Yine de birkaç bilimsel ayrıntıda (protokoller, risk yönetimi kararları gibi) aklımda soru işaretleri kaldı; serinin devamında açıklanırsa tadından yenmez.
Akıcı ve sade bir dil tercih edilmiş; bilimkurgu için artı puan. İlk kitaba göre yazım/akıcılık anlamında belirgin bir toparlanma var bunu söylemeden geçemem. Yazarımız epey emek harcamış buna imzamı atarım.
Karakterlerimizde de değişmeler mevcuttu elbette. Mars, empati eşiği yüksek, kırılgan ama dirayetli; duygusal sahnelerde okurun içini oyuyor. Etkilenerek okuduğum karakterlerden kendisi. Ares ve Hoon ikilisini okurken mantık fışkırmasından gözlerim doldu. Bu ekibin balı kaymağıydılar resmen. Aramis… Öyle içime işleyen sahneler oldu ki, öyle konuşmalar oldu ki… Spoiler vermeden anlatamayacağım dostlarım… Nova’ya bu kitapta ayrı kıl oldum, sebebini okuyanlar çok daha iyi anlayacaktır.
Birinci kitaba kıyasla çok fazla ters köşe vardı. Her seferinde umutlanıp soluğu hüzünde aldım. Bolca macera, gerilim ve beklenti vardı bu kitapta. Bilimkurgu okumayanları bile kendine çekecek bir evren bence Wanderlust. Bu seriyi önerimle okuyan ve beğenmeyen tek kişi yok, şakasız favori serilerimden oldu kendisi. Yazarın akıcı ve yormayan diliyle harmanlanınca elim direkt bu seriye gidiyor öneri istenince…
Ne duruyorsunuz yahu, bu seri tadından yenmez serilerden!