·139 syf.····Okunma: 21 Ağustos 2025 09:21 Tütüncü Çırağı ile yaptığım tutku dolu başlangıçtan sonra hızımı alamayıp hemen Bütün bir Ömür ile devam ettim Robert Seethaler ile yolculuğuma. Fakat pek de büyülü bir serüven olmadı. Yüksek beklentinin yarattığı düş kırıklığı diye özetleyebilirim kitap ile ilgili düşüncelerimi. Ne yazık ki eser bende derin bir etki bırakmadı.
1900’lerin başında doğan Andreas Egger, küçük yaşta annesini kaybedince uzak akrabası olan bir çiftçinin yanında büyür. Güçlü kuvvetli, iş bitirici fakat iç dünyasında da kırılgan bir çocuktur Andreas. Dış dünyadaki insanların hırs ve öfkesine tahammül edemediği için Avusturya Alplerinde kendine yalnız başına bir dünya kurar. Günün birinde Marie’ye aşık olur ve evlenirler. Marie ilk çocuklarına hamile iken bir gün gerçekleşen bir çığ felaketinde hayatını kaybeder. Bu kayıptan sonra yine bir içsel yokluğa sürüklenen Andreas savaşa katılır ve kendini Rus cephesinde bulur. Savaş biter geri döner ve yeniden insanların arasına karışmaya çalışır. Zaman hızla akmakta, yıllar geçmektedir. Dünya savaşlarını görmüş geçirmiş insanlık zamanla yaralarını sarmış, dünyanın değişen düzenine çoktan ayak uydurmuşlardır.
Uzun yıllara yayılan bir öykü bu. Roman Andreas’ın hayatı üzerinden savaşların hüküm sürdüğü 20. Yüzyıl Avrupasındaki bir zaman dilimine ışık tutuyor. Bu yönüyle bana geçtiğimiz yıl NYT’nin 21. Yüzyılın En iyi 100 kitabı listesine giren Denis Johnson’un Tren Düşleri kitabını anımsattı. Öte yandan savaşın ve doğa olaylarının insanların hayatlarında yarattığı dönüşüm, her şeye rağmen zamanın insanlığı iyileştirmesi, zamanla günlük yaşama giren radyo televizyon gibi aletler yoluyla yaşanan teknolojik dönüşüm de bana Annie Ernaux’un Seneler’ini hatırlattı.
Eserin konsepti çok güzel fakat bütünüyle roman ne Tütüncü çırağı kadar güçlü bir metin ne de Andreas Tütüncü Çırağı’nın baş kahramanı Franz kadar derin yazılmış bir karakter. On yılları küçük bir romana sığdırmaya çalıştığından belki de, ki genellikle bununla hiç alakası olmaz, olaylar ve kişiler çok yüzeysel kalmış eserde. Andreas kesinlikle iz bırakan bir karakter değil.
Sevgili Robert Seethaler, bu sefer grafiğimiz biraz baş aşağı gitti. Ama olsun, bu senden de kurduğumuz bağdan da hiç bir şey eksiltmez.