Mevlana - İstediğin Bir Şey Olursa Bir Hayır Olmazsa Bin Hayır Ara Mevlana ve onun düşüncelerini anlatan bu kitabı okuduktan sonra Şems-i Tebrizi'yi okumak daha destekleyici ve anlaşılır oldu. Bu kitapta Tebrizi ile Mevlânâ'nın dostluğunu ve aşkını derinden hissettim diyebilirim. Aşk dediysem ikisinin sohbetiyle alevlenen Allah aşkından bahsediyorum. Tebrizi ve Mevlânâ o kadar ki hemhal oluyorlar sohbetle Mevlânâ'nın ahbapları yani halk rahatsız oluyorlar ve diyorlar ki: Mevlânâ bizi unuttu, bizimle artık sohbet etmiyor. Tebrizi geldi geleli hep onunla hasbihal içinde. Diyerek Tebrizi'ye karşı duvar örüyorlar. Hatta daha da ileriye gidip onun canına kast ediyorlar. (Spoi)
Tebrizi kendi memleketine dönüyor ve Mevlânâ'nın bu duruma gün geçtikçe canı sıkılıyordu. Çünkü onunla sohbet etmeyi ve derin muhabbete dalmayı özlemişti. Ondan çok şey öğrenmişti ve öğrenmek de istiyordu. Ona sürekli mektuplar yazıp göndertmişti. Tebriziden cevap alamayınca üzülmüştü elbette. Tebrizi ise Mevlana'nın oğlunu gönderdiğini görünce Mevlana'nın yanına tekrar uğradı. Orada Mevlana ile derin bir muhabbete dalmışlardı ki ahalinin sesleri ile daldıkları sohbetten ayrıldılar. Bir grup çete -yanlış hatırlamıyorsam 7 kişi - kapıya dayanmış Tebrizi'nin canına kıymak isterler. Mevlana ve Tebrizi öylece dışarıyı dinlerlerken Tebrizi hiç tereddüt etmeye ayağa kalktı. "Beni katletmek için çağırıyorlar ..." Der. Mevlana'nın ise ilk sözü "E la lehul halku vel emr!" olur. (Araf 54) Mevlana ne kadar ona dışarıya çıkmamasını söylese de Tebrizi "Ey benim yetim gönlüm. Bırak gamlı düşünmeyi. Sus ve sabret! Gözyaşının hesabını rabbim sorsun. Sen hakkını helal et!" diyerek evden çıkar. Şems dışarıya çıkar çıkmaz bu grup onun üstüne atlar. Mevlana'nın dışarıya çıktığında Şems'ten işittiği tek kelime sadece "Allah" olmuştur. Mevlana dışarıya çıktığında yerde kan lekelerinden başka kimseyi göremez. Oğlu veledi bakması için gitmesini söyler. Cinayeti kışkırtan bir diğer kişi de Mevlana'nın diğer oğlu Alaeddindir. Tebrizi'nin cesedi bulunamamıştır. Sultan veledin rüyasında cesedi bir kuyuda görmesi sonucu Şems'in cesedi kuyuda bulunmuştur.
Şems, Mevlana'nın medresesine, medresenin mimari Emir Bedrettin Gehertaş'ın yanına defnedilir.
Şems'ten Mevlana'ya bir hazreti Mevlana kadar derinlik, anılar ve bir şiir kalır.
"Hüzün ki en çok yakışandır âşıklara
Yandık, yakıldık
Ama hüzünden yana asla yakınmadık.
Ne de olsa biz mahzun bir peygamberin
ümmeti değil miyiz?
Hüzün taze tutar aşk yarasını
Haramdan da hoşum, yârimden de. "
***
" Olduğu kadar, olmadığı kader. "
***