Gönderi

Uğrunda tüm yaşamınızın fırsat maliyetini kendisine hibe etmeniz beklenen ilahi bir sınav var. Üstelik "yazılı" ve "şüphe uyandıracak" yollarla. Anlamadım, burada sınav hangisi? Sınavın varlığına inanmak mı? Yoksa sınavda başarılı olmak mı? Yoksa her ikisi mi? Yoksa yalnızca ikincisi mi? Yoksa "ya doğruysa" deyip şüphemizi sineye çekip "öyleymiş gibi" yaşamak mı? Cehennem ateşinden korkarak? Anlayın artık, bunlar zamanında kara cahil insanları "dizginlemek" ve adam etmek için kullanılmış sosyopolitik araçlardır. Ortada bir sınav olsaydı, sınavı değil sadece sorularını tartışırdık. Sınavın varlığına bir şekilde şahit olabilseydik, o durumda "öğretmenin varlığına inanmak" sınavın bir parçası olabilirdi. Yahut öğretmenin varlığına şahit olabilseydik, "yaşamın bir sınav olduğuna inanmak" sınavın bir parçası olabilirdi. Bu kadarı gerçekten kâfi olurdu. İnsanların çoğu pedofili bir baba tarafından cinsel istismara uğrayan çocuğun "Oluyor mu baba?" deyişinde olduğu gibi, "korkusundan" yaptığı şeyi "iyi evlat olma erdemine dönüştürme" yanılgısı içindedir... Bu beynin korkuyu bastırma ve olağandışını olağanlaştırma nöroplastisitesidir. Sınavın varlığına inanmanın sınavın ilk adımı olduğu bir sınavda, bunun sınavın ilk adımı olduğuna inanıp inanmamanızın da sınavın bir parçası olup olmadığına nasıl emin olabilirsiniz ki zaten?
Duygu ve Düşünce
·
115 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.