#KırıkGölge
Merhaba kitap severler hani bir kitap okursunuz, bir cümle duyarsanız ve düşüncelere boğulur, öylece bakakalırsınız ya işte tam olarak böyle bir eser ile geldim.
Eser olayların olduğu bir kitaptan daha çok monolog tarzda bir kitaptı. Eylemlerden çok düşünceler vardı ve yazarın kaleminin gücünün karşısında bu düşüncelerin arasında kaybolmamak imkansızdı.
Kitabımız ana karakterin iki aylık ömrü kaldığını öğrenmesi ile başlayarak onun yaşadığı buhranları, ikilemleri, özlemleri, pişmanlıkları ve arada kalmalarını anlatıyor. Ana karakterimizin adını bilmiyoruz, lakabı ise üniversite yıllarında arkadaşı Çiğdem'in verdiği Macbeth. Bu detay benim çok hoşuma gitmişti ince bir gönderme gibi geldi.
Eserde dört karakteri görüyoruz bunlar ana karakter, eşi Ece, oğlu Ege ve eski dostu Çiğdem. Her biri, ana karakterin duygularında, düşüncelerinde kendine ait yerleri var. Aralarındaki kırılmış bağlar bana hayattan olduklarını hissettirdi.
Karakterimiz hastalığını öğrendiğinde eşi ile uzun zamandır ayrı yaşıyordu, oğlunu görmüyordu ve dostları ile çoktan arası açılmıştı. Kendini ararken yalnızlığa hapsolmuş gibiydi. Hastalığını öğrenince ise yalnız olmaktan korktu ya da unutulmaktan. O yüzden tekrardan onlara dönmek istedi. Açıkcası buraları okurken kendisine çok kızdım, aşırı bencilce geldi ama bir o kadar da gerçekçiydi. Kızdığım kadar da üzüldüm, anladım kendisini.
Sizce karakterimiz ailesine döndü mü? Ömrünün son günlerini nasıl geçirdi?
İki aylık bir ömrünüz kaldığını öğrenseniz ne yapardınız?