Gönderi

Aytmatov'un En Sevdiği Eseri
10/10
·110 syf.··
Beğendi
·
2025 150. kitabı
Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek, Cengiz Aytmatov'un çok bilinmeyen ama bence olağanüstü, mükemmel yani edebiyat dünyasına tam göbekten gelip oturmuş ve kendi tahtına kurulmuş bir eserdir. Tabii bunu bir Refik Özdek çevrisinden okumalısınız. Yani Ötüken Neşriyat’tan. Birkaç yayınevi daha bu kitabı çevirdi ama maalesef güzel çevriler değil; en iyi çeviri Refik Özdek'e ait olan çeviri. Maalesef bu ülkede Cengiz Aytmatov gibi bir ismin eserlerini çeviren bazı yayın evleri bu eserin kapağına bir tane deniz, denizin kıyısında da ufka bakan bir köpekle birlikte çizip kapak diye koymuşlardı. Oysa hikayede köpek falan yok, deniz kıyısında koşan ala köpek dediği de bir köpek değil, denizin üstünden karaya doğru baktığınızda karşıda bir dağ var, o dağın duruşu sanki denizin kıyısında koşan bir köpeği andırdığı için böyle deniyor. Aytmatov deyince aklımıza gelen bozkırdır. Kırgızistan'ın, Kazakistan'ın uçsuz bucaksız bozkırları… Çünkü Cengiz Aytmatov bozkırın kalbidir. Çünkü Cengiz Aytmatov bozkırın ruhudur. Çünkü Cengiz Aytmatov bozkırın kendisidir. Bu öyküde ise deniz var. Kuzeyde bir deniz. Krisk isminde bir çocuk vardır. Atası yani dedesi Orhan Ata ve amcasının oğlu ama yaşı olduğu için bir anlamda amcası olan Mılgın ve babası Emrayin birlikte bir gün sandala binerler ve açılırlar. Uçsuz bucaksız denize fok avlamak üzere giderler ve hikaye burada başlar. Çünkü o bölgede kendini bir erkeğin ispat edebilmesi, artık erkek olduğunu gösterebilmesi için fok avına çıkmalı, o avdaki mücadeleyi başarıyla sonuçlandırmalı ve geri dönmelidir. Ama derken bir gün sandal gittiğinde birden etraflarını uçsuz bucaksız bir sis kaplar. Yön kavramı tamamen ortadan gitmiştir. Günler, günler, günler geçer artık deniz kenarında koşan ala köpek dağının istikameti de kaybolmuştur. Hedefi olan adalar da ortada yoktur. Nereye gittiklerini bilmemektedirler ve adeta dünyanın başladığı ilk gün gibi karanın olmadığı sadece suyun olduğu bir tablo vardır. Malumunuz, Cengiz Aytmatov mitolojiyle modern edebiyatı ve hikayeyi sürekli iç içe sokan bir yazardı. Cengiz Aytmatov mitolojilerden, mitlerden beslenir. Bunda en büyük payda onun babaannesine aittir. Ondan dinlediği hikayeler, efsaneler ve destanlar. Ama Cengiz Aytmatov bu hikaye yani bu mitolojiyi arkadaşı olan yazar ve şair Vladimir Sanghi'den dinlemiştir. Zaten bu hikayeyi de ona ithaf eder ve ondan dinlediği bu öyküyü kendi o ölümsüz ve eşsiz kalemi ile yeniden harmanlar ve bize sunar. Evet dediğim gibi, sis içinde kalırlar ve her geçen gün suları biter. Hayata tutunmak için su gerekmektedir. Sandalda dört kişi vardır ama bu su, hepsine yetmeyecektir. Ve birinin hayatta kalması için belki de diğerlerinin o fedakarlığı gösterip yaşamdan vazgeçmeleri gerekecektir. Aytmatov Lura Ördeği mitini anlatır. Yine bir efsane, yine bir mitoloji ve yine Cengiz Aytmatov. O efsaneye göre dünyanın ilk kurulduğu yıllardır. Hiçbir yerde kara parçası yoktur. Sonsuz gökyüzü sistir, alt taraf denizdir. Lura ördeği uçmaktadır, uçmaktadır, uçmaktadır ama konacak bir yer yoktur. Sürekli aşağıya bakar. Karalar daha yaratılmamıştır. O varlığın hani ilk defa sudan meydana gelmesi kutsal kitapta da anlatıldığı gibi ve diğer işte modern teorilerde de anlatıldığı gibi. Sadece su vardır. Lura ördeği gökyüzündedir. Konacak bir yer almaktadır. Usta kalemiyle, o kadar bana bunu canlı yaşattı ki anlatamam size. Zaten eserde de diyor ki; “İnsan karaya aittir. Karadayken karada olduğunu hiç bilip ve düşünmez ama insan suyun içinde olduğunda sadece suyu düşünür.” Eserde Orhan Ata, bilgeliğin, hikmetin sembol ismidir. O sürekli çocuğa yani Kirikse suyu düşünme, suyu düşünme der. Baba Emrayin, bir baba nasıl olur? Bir baba ne kadar fedakar olur? Baba mısınız? Baba adayı mısınız? Bir erkek ya babadır ya baba adayıdır. O Emrayin karakterini okuyun. Bir baba çocuğu için neler yaparmış? Görün ve oradaki Mılgın karakteri yani çocuğun amcasının oğlu ama yaşı çok olduğu için o da onun için bir nevi amcadır. O da yine fedakarlığın diğer sembol olmuş ismi. Kitabı okurken su biter. Su hayattır, su yaşamdır. Yaşama tutunmak istemektedirler ama içilecek her damla su diğerinin hayatından bir günü çalmaktadır. O yüzden artık fedakarlık vakti gelmiştir. Teknede kim sağ kalacak? Kim ölecek? Kimler geri dönecek veya hepsi geri dönebilecek mi? Hep birlikte mi geri dönecekler o Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek Dağı'na yoksa hiçbiri mi dönemeyecek? Ne olacak? Kitabı okurken var ya, meraktan, heyecandan, bir adım sonra ne olacağını düşünmekten böyle var ya nefesiniz kesiliyor, soluğunuz kesiliyor. Gelgelelim, böyle bir eseri yazacak bir isim vardı. O da Cengiz Aytmatov'du. Aytmatov bu eserinde tanrı, tabiat ve insan üçlüsü ve bu üçlü arasındaki ilişkiyi ve çatışmayı yine muhteşem bir şekilde ortaya koyan isim. Deniz karayla savaşıyor, yer gökle savaşıyor, sis aydınlıkla savaşıyor ve müthiş bir düalizm var bütün satırlarda ve o kuşun konacak yer, ördeğin konacak yer bulamaması, sandalın gidecek bir kıyı bulamaması, sandaldakilerin ayaklarını basacakları bir kara parçası bulamaması aslında psikolojinin en temel problemlerinden biri. Yani insanın ait olması, aitlik duygusu, kendini ifade edeceği bir zemin, yer ve mekan araması o kadar çok şeyi bir arada veriyor ki Aytmatov. Hem genel olanı hem özel olanı, hem makro olanı hem mikro olanı, hem doğaya ait olanı hem de insanın bilinçaltında psikolojisinin temelinde olanı. Gerçekten, samimi söylüyorum, muhteşem, harikulade, enfes bir eser. Ne diyordu orada? Hayat devam eder. Belki bedenle değil ama en azından kelimelerle. O yüzden Cengiz Aytmatov bugün ölmemiş ve halen yaşıyorsa, işte geriye bıraktığı bu kelimeler sayesinde fedakarlığın, mücadelenin, varlığı anlamlandırmanın, varlık içinde kendi yerini anlamlandırmanın, bütün bu kavramların hepsini bir araya getirip, cem edip satırlarına yansıtmış.
Deniz Kıyısında Koşan Ala KöpekCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 20185,8bin okunma
··
642 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.