Selçuk Baran’ın Bir Solgun Adam kitabında “solgun” terimi yalnızca fiziksel değil, ruhların da solabileceğini sade ama derin bir dille anlatıyor; kendimi çoğu zaman karakterin gözünden bakarken buldum. Olayları sanki odanın bir köşesinden izliyormuş gibi hissediyorsunuz; bazen de bizzat o adamın kendisi oluyorsunuz.
Kitap, hayatın tık tık ilerleyen bir mantığı olmadığını, insan kaç yaşına gelirse gelsin içinde o boşluk hissini taşıyabileceğini öyle etkileyici bir dille anlatıyor ki, okurken beni İran filmi izliyormuş gibi hissettirdi. İlk bakışta önemsiz gibi duran ayrıntılar aslında yaşamın küçük ama anlamlı kesitleri ve fark ediyorsunuz ki, gereksiz hiçbir şey yok; hepsi puzzlenin bir parçası.
Bir Solgun Adam, okudukça bana garip bir şekilde rahatlama hissettirdi; çünkü yalnız olmadığımı anladım, çoğu yerde kendimi okudum. Sanırım herkesin içinde bir solgun adam var. Ama herkese bir Dürnev Hanım nasip olur mu, orası muamma :))