Yahudiler çok nefret edilip nasıl bu kadar zengin olmayı başardılar? Okudum, okuyacağım ve yahudilerle alakalı son kitap olmayacak. Kitap dağınık olarak yazılmış ancak yazar bir mühendis olmasından dolayı acemiliğe gelmiş olabilir yine de okunmaya değer.
Kitaba bir bütün olarak baktığımızda yazarımızın odak noktası avrupa engizisyonundan kaçan bir kaç zengin musevinin, osmanlı sarayı nazarında ne kadar saygın ve aktif bir konumda olduğu ile alakalıdır. Nasıl olur da bu osmanlı tarihinde işlenmeyen bir konu halindedir bunun sorgulamalarını yapar biraz da. Bu konuda haklılık payı olabilir. Sonuçta o tarihte dünyanın krallardan sonra en zengin zatı başkente geliyor. Bunun öncesinin ve sonrasının araştırılmasını ve musevilerin çeşitli krallıklarla olan grift ilişkilerini anlatma konusunu yazar kendisine görev edinmiş.
Josef Nasi nin sarayı nasıl etkilediğini anlattıktan sonra, bakın nasıl da saray nazarında itibar sahibi bir musevi şeklinde okuyucunun dikkatini cezbetmeye çalışır hali musevilerin hep var olduğu ve onların önemli kişiler olduğunu kanıtlama isteğinden doğduğu anlaşılıyor. Yazarımız bu gerçeği ortaya dökmek istiyor ve osmanlı sultanlarına saygı ile yaklaşıyor. Osmanlının Josef Nasi gibi yahudilere şarap tekelini vermesi, iltizam yada tekstilde çeşitli imtiyazlar vermesinden övgüyle bahsediyor. Ancak tuhaflıklar var.
Yazarın Ester kirya bölümünde apaçık bir yanlılıkla karşılaşıyorum. Kanuni, Estar kirya ya hizmetlerinden dolayı bir ferman ile vergiden ömür boyu muaf tutuyor. bunu "kıskanan" bir takım "zevat" da isyan çıkarıp ester kiryanın başını istemiş. Hakkını arayan kitlenin isyanındaki duygusunun kıskançlıktan geldiğini ifade etmesi yazarda bir gedik açtı. Bir kişiye ömür boyu vergi muafiyeti vermek ona hediye olduğu gibi onun rakiplerine ceza değil midir? Zevat diye küçümsenen bu kitlenin davası haksız çıkartılabilir mi? Bu isyanın sebebi apaçık kanuninin hakkaniyetsiz yaklaşımı. Belki de ester kirya kendisi istedi bu imtiyazı ve yine kendisi ödedi bedelini. Bu olay minyatür ölçeğinde yahudilerin hayatında tipik bir örüntü. Burada başarısız olmuşlar. Ancak çoğu zaman belli bir gücü arkalarına alıp bir işte tekelleşip başarılı olma konusunda zorluk yaşamıyorlar. Osmanlının zirve döneminde adil rekabete dayalı bir ekonomiden vazgeçilerek ona buna imtiyaz gösterildiği bir ekonomiye geçildiğinin kanıtı da tarihi bir gerçek olarak bu olaydan çıkarılabilir.
Musevileri ilk önce romalılar, daha sonra çeşitli avrupa ülkeleri daha sonra hitler bulundukları yerden sürüyor veya yok ediyorlar. Bir ömür yarattıkları servetleri yazarın deyimiyle kıskançlık yaratarak bulundukları yerdeki nefretleri üzerlerine çekiyor. Yüzyıllarca bu akıbete uğramanın bir sonucu olarak bir toprak ve onun üzerinde kendi devletlerine sahip olma hayaliyle yanıp tutuşmaya başlıyorlar. Kitaptan edindiğim en önemli fikirlerden birisi bu olabilir. Öyle ki bu meseleyi bir onur meselesine çevirip bunu dinlerinin bir parçası gibi görüp ibadet haline getirip bir görev olarak biçimlendiriyorlar. Aslında israil ülkesinin arkasındaki fikir ve duygu bu. Onursuzluğa bir daha itilmemek için harekete geçen bir topluluğun eseri.
Ancak sorular bitmiyor bu halkla alakalı.
• Bunlar neden gittikleri yerlerde sevilmiyorlar? (Bunu salt sermaye düşmanlığı ile açıklamak düşünen beyinleri çok da tatmin etmez.)
• Gittikleri yerlerde nasıl olup da sermayelerini koruyup onu çoğaltmayı başarabiliyorlar?
Tarih boyunca itilen kakılan bir milletin hiç mi suçu yok kardeşim demek neden hakkımız değil? Neden bu soru sorulmuyor ve ırkçılık etiketinin yapıştırılma eşiği çok düşük. Sebebi Hitler. Hitlerin yaptıkları inanılmaz yanlıştı elbette. Hitlerin yaptıkları ile öyle bir maduriyet ortaya çıktı ki yahudilere kocaman bir hareket alanı açtı. Belki onun hatasının bedelini dünya bugün ödüyordur ya da ödeyecektir. Haksızlığa uğrayanlar maduriyetleri neticesinde çok büyük kuvvetlere ulaşabilmişlerdir. Filmler, diziler, kitaplarla yaşadıkları acılar yaşayan insanlığın zihninde kökleşmiş durumda. Oysaki sürülen kırılan bir tek yahudiler değil.
Musevilerin bazı üstünlükleri olabilir. Bunlar servet yaratma ve bu servet sayesinde güce ulaşmak, yüksek eğitim ve derin ilimlerde ileri gidebilirler. Aklı kendilerine çıkar olarak kullanabildikleri için her türlü alanda mezeiyetli olabilirler. 6 gün savaşı bir sanat eseri olmasına ramen yahudilerin savaş konusunda en azından türklerle boy ölçüşemeyeceğine eminim. Arapları istedikleri zaman tokatlayarak istediklerini aldılar, alıyorlar ve alacaklar. Bu yazıları yazarken de ilginçtir ki tamda türkiye ve israilin suriye üzerinde karşı karşıya kaldığı zamanlarda yazıyorum. Şartlar nasıl gelişir bilmem ancak. Bildiğim bir şey varsa İsrail suriyede de istediğini alacak gibi. Suriyeyi tamamen topraklarına katarak türkiye ile komşu olacak. Ben bunu israilin bir başarısı olarak değerlendirmekten çok arapların bir başarısızlığı olarak yorumlarım. Türk kalabilenler herşeyin farkındadır.
Yazar ortaçağ hristiyanlığının yahudiliie çaldığı kara lekeleri temizlerkerken bişey farkettim. Avrupa tüm yahudileri kovduktan sonra gelişmeye başladı ve ortaçağ karanlığından kendilerini kurtardı. Yahudilerin osmanlı sarayında en etkin olduğu zamanı överek anlattığı bölümleri okurken osmanlının çöküşünün de bu dönemlerden sonra başladığı zihnimin bir başka köşesinde uyandı. Museviler sarayda çok etkindi diye överek anlatılan dönem osmanlının zirve dönemiydi. Yani çöküşün başladığı dönemdi. Yahudilerin kayboldukları yer yükselmeye, çoğaldıkları yer ise alçalmaya başladı.
Yahudilere düşmanca bir tavır gösteren duygu halinden çok, onların garipliklerini anlamaya çalışan bir duygu halindeyim. Okudukça türklerin meziyetleri de aslında ortaya dökülüyor. Akıllı, ciddi ve adaletli bir vicdan üzerinde olmalarından dolayı türklerin devletsiz kalmadığı anlaşılabilir. Karşılaştırma yaparsak yahudiler biraz daha ıslak bir zemin üzerinde ilerliyorlar. Bu bence bugün de devam ediyor. WW2 den kalma maduriyet sermayelerini tükettiklerinde tarihin tekerrür etmesi kaçınılmaz.