Farklı bir paralel evrende geçen bu hikâye gerçekten keyifliydi. Normal Marvel çizgi romanlarında süper güçler ön planda olduğu için, burada arka planda kalmalarının beni sıkacağını düşünmüştüm ama tam tersi oldu; bu durum hikâyeyi daha da ilgi çekici hale getirdi. Süper kahramanların özel güçler ve iksirlerle değişmeyen vücutları olmadan nasıl bir hayat süreceklerini görmek çok hoştu.
Karakterlerin kişilikleri de bu evrende çok güzel yansıtılmış. Captain America’nın her zaman çevresini düşünmesi, sorumluluk sahibi ve hırslı olması ve şerif olmaya yatkınlığı tam da olması gerektiği gibi aktarılmış. Iron Man’in kendi halinde, biraz alkolik bir karakter olarak resmedilmesi ve geleceği gören bir kutu yapması bile dağınık psikolojisini iyi yansıtmış. Ardından bir olay karşısında kayıp verdikten sonra her şartta zekâsıyla zırhını yaratacağını kanıtlaması da çok hoşuma gitti.
Natasha ve Bucky’nin evli olması detayı da ayrı güzeldi. Çoğu çizgi romanda çift olduklarını duymuştum, keşke bu film evreninde de yansıtılsaydı. Natasha ve Carol’ın süper asker olmadan da kadınların birçok şey başarabileceğini göstermeleri, Carol’ın ayaklanma çıkarması bu açıdan güçlü bir detay olmuş.
Asıl dikkat çeken karakter ise Red Wolf’tu. Daha önce hiç görmediğim bu karakteri ilk kez bu çizgi romanda tanıdım. Hırslı yapısı, kararlı tavırları ve kökenlerinin yansıtılışıyla oldukça etkileyiciydi. Çizgi romanın sonuna eklenen iki bölüm sayesinde Red Wolf’u daha iyi tanımak da hoş bir sürpriz oldu.
Bruce Banner’ın ise son sahnede sadece yeşil devin ayak izinin gösterildiğini gördük; dönüştüğüne dair net bir görüntü yoktu ama bu ima bile hikâyeye renk katmıştı. Fisk’in her evrende kötü adam olarak kalması ise hiç değişmeyecek gibi görünüyor.
Genel olarak çok güzel bir paralel evrendi. What If…? serisini anımsatan bir havası vardı. Eski bir kovboy filmi ile Marvel evreninin karışımı gibiydi ve farklı bir film tadı verdi. Okuması aşırı zevkliydi; çizimler de bu havayı güzel desteklemiş.