Elena Ferrante’nin Napoli Romanları hakkında ne kadar çok yazıldı ve üzerine konuşuldu. Genellikle Lenu ile Lila’nın dostluğu üzerinden yorumlanan bu hikâyeler, çoğu zaman “büyüleyici dostluk”, “sınıf atlama mücadelesi”, “buruk bir final” gibi yüzeysel etiketlerle geçiştiriliyor. Oysa bu anlatı evreninin içine derinlemesine baktığımızda, kadın olmanın, görünür olmanın ve en önemlisi kaybolmanın ne anlama geldiğine dair sarsıcı bir sorgulama çıkıyor karşımıza.
Bu bağlamda “kayıp kız” yalnızca fiziksel bir yok oluşu değil, aynı zamanda mecazî, ruhsal ve sistematik bir silinme biçimini temsil ediyor.
*Lenu ile Lila’nın Dostluğu: Sadakat mi? Savaş mı?
Bu ilişki ne "yüce" bir sadakat bağıdır, ne de basit bir arkadaşlık.
Ferrante'nin çizdiği dostluk: “Psikolojik bir hayatta kalma savaşı”dır.
Lenu, hep Lila’nın gölgesinde kalır. Ama yazıyla bu gölgeyi ele geçirmeye çalışır. Onu anlatırken aslında onu sahiplenir. Lila ise, olağanüstü zekâsı, kendini yok etme arzusu ve içsel çatışmalarıyla modern bireyin varoluşsal krizini temsil eder.
Kaybolan oyuncak bebekler bile bu ilişkide simgesel bir yer taşır. Kaybolan sadece oyuncak değil, çocukluk, masumiyet, umut da olur.
*Napoli: Karakterleri Doğuran Mekân
Fakirlik, şiddet, kadın düşmanlığı ve sınıf farklarıyla dolu bir mahalle.
Kadınlar için baskı, görünmezlik ve vazgeçiş neredeyse doğuştan kodlanmış.
Lenu: Mahalleden çıkmak, eğitimle sınıf atlamak ister. Daha "uyumlu" bir yol seçer.
Lila: Mahallede kalır ama ona teslim olmaz. Zekâsı, estetik anlayışı ve inadına direnişiyle ayakta durur. Ama bedeli ağır olur: Gergin, kontrolcü ve içeriden kırılmaya hazır biri haline gelir.
Mahalle, onların hem ortak kaderi hem de en büyük ayrışma noktasıdır. Bir zincir gibi onları birbirine bağlar.
*Lila’nın Silinme Arzusu: Silinmek, Lila için bir kaçış değil, bir duruş, bir direniştir.
Çocuklukta: İsmini defterden silen, görünmek istemeyen bir çocuk. Lenu der ki: “O, bazen oradaydı ama görünmezdi.”
Ergenlikte: Mahallede herkesin peşinden koştuğu güzel kıza dönüşür. Ama bedeninden rahatsızdır; zekâsıyla tanınmak ister. Stefano ile evlenince adeta bir vitrin nesnesine dönüşür.
Yetişkinlikte: İş kurar, teknolojiye atılır. Ama hep erkekler onun fikirlerini sahiplenir. Zekâsı bile elinden alınır. Ne yaparsa yapsın, erkeklerin kurduğu düzende gerçek bir alan bulamaz. Ve hep mahallede kalır. Dışarı çıkabilen hep Lenu olur.
*Silinmek = Kontrolü Geri Almak
Lila, hayatı boyunca kontrol edilemeyen bir zihin oldu. Ama: Kocası onu kontrol etti. Nino onu kullandı. Mahalle onu bastırdı. Lenu ise onu yazdı.
Ve sonunda Lila, kendini kimsenin tanımlamasına izin vermemek için ortadan kaybolmayı seçti. Bu silinme, sessiz ama köklü bir isyandır. Kaybolmak, Varlığa Dair Bir Seçimdir
Lila’nın silinme arzusu: Acıdan kaçmak değil;
Kendi varlığını, kendi iradesiyle ortadan kaldırarak hayatı boyunca başkalarının tanımladığı “kadın” olmaktan kurtulma çabasıdır.
Ferrante, bize şu soruyu soruyor: “Kendi hayatının anlatıcısı olamayan biri, yok olmayı mı seçer?”
Bu Evreni'nin Özeti ise
Kadınlar anlatılırken kutsallaştırılmaz, gerçek gösterilir.
Dostluk: Kutsal değil, çatışmalı ve büyüleyicidir.
Sessizlik ve görünmezlik, bazen kadının en büyük özgürlüğüdür.
Yazmak: Hem bir eylem, hem bir suçtur.
Bu seri bize kadın olmanın, görünmenin, kaybolmanın ve susmanın en dürüst, en can acıtan hâllerini gösterir diyerek Napoli yolculuğumu sonlandırıyorum.
Belki dizisine de şans veririm kim bilir?
Elena Ferrante