Puan vermedi·327 syf.····Okunma: 31 Ağustos 2025 01:21 Ali Şeriati’nin Dine Karşı Din kitabı, okurken hem kafamı kurcalayan sorulara cevap aradığım hem de bazı düşüncelerimle yüzleştiğim bir kitap oldu. Şeriati bu kitapta, bizim “doğru” zannettiğimiz ama aslında İslam’la hiç ilgisi olmayan pek çok şeyi eleştiriyor. Özellikle halk arasında din diye benimsenen bazı hurafelerin aslında din kisvesi altında sömürüye hizmet ettiğini çok açık ve cesur bir dille anlatıyor.
Kitap boyunca “Hak din” ve “küfür dini” diye iki ayrı çizgi çekiyor Şeriati. Bir yanda gerçekten insanı özgürleştiren, adaletli, vicdanlı olan İslam; diğer yanda ise dini kullanarak insanları baskılayan, susturan, ezen düzenin dini... Ve çoğu zaman biz bu ikisini birbirine karıştırıyoruz diyor.
En çok etkilendiğim kısımlardan biri, dinin aslında bireyin içsel yolculuğuyla ilgili olduğu, yani aileden, çevreden gelen şekilci bir din anlayışıyla gerçek İslam’ın aynı şey olmadığı düşüncesiydi. Şeriati, dini sorgulamanın, düşünmenin, anlamanın önemini vurguluyor. Körü körüne inanmanın değil, bilerek, anlayarak inanmanın peşinde.
Ayrıca çok dikkat çekici bir başka nokta da şu: Kendini “aydın” olarak gören bir insanın dine yöneldiğinde hemen “gerici” ya da “yobaz” damgası yemesi... Şeriati bu duruma çok içerliyor ve haklı bir sitemle bunu dile getiriyor. “Neden bir insan hem düşünen hem de inanan biri olamaz?” sorusunu ortaya koyuyor aslında.
Genel olarak kitap, biraz sert bir dil kullansa da, okuyana ciddi anlamda düşünme fırsatı veriyor. Özellikle günümüzde dinin hem bireysel hem toplumsal anlamda nasıl algılandığıyla ilgili çok önemli şeyler söylüyor. Dine ya da dine karşı bakışımızı sorgulamak için kesinlikle okunması gereken bir eser diyebilirim.
Ancak şunu da belirtmek lazım: Ali Şeriati, Şii kökenli bir düşünür. Her ne kadar bazı Şiiler onu “fazla reformist” bulup sahiplenmese de, kitabın bazı bölümlerinde bu mezhepsel bakış açısını hissetmek mümkün. Bu durum özellikle Sünni okurlarda mesafeli bir duruşa sebep olabiliyor. Hatta öyle ki, ne Şiiler tam anlamıyla onu sahipleniyor ne de Sünniler. Kendisi de bu yalnızlığı kitapta açıkça dile getiriyor.
Bu noktada şunu söylemek isterim: Mezhep ya da kimlik üzerinden okumayı bırakmak, böyle bir kitabın sunduğu düşünsel zenginliği kaçırmak olur. Kitabın bazı yerlerinde “bıraksam mı acaba” dediğim anlar oldu ama sonra aklıma İhsan Oktay Anar’ın şu sözü geldi:
“Ben bu dünyaya bilmek için geldim. Benim için kutsal bir şey varsa o da bilgidir, gerek bu
dünyanın, gerekse öte dünyanın bilgisi. Bu yüzden öğrendiklerimi akıl terazisinde tartıp doğru olup olmadıklarına bakarım.”
Şeriati de zaten bunu yapmaya çağırıyor bizi: ezberleri bozmak, sorgulamak, düşünmek. Ona katılmak zorunda değiliz ama söylediklerini duymaya, üzerine düşünmeye kesinlikle değer.