F. Scott Fitzgerald’ın Uçarı Kızlar ve Filozoflar adlı kitabı, yazarın 1920’lerde kaleme aldığı öykülerden oluşan bir seçkidir ve onun romanlarında gördüğümüz bütün temaların küçük ama yoğun kristalleri gibidir. Fitzgerald’ın ilk dönem öykülerinden başlayarak, 1920’lerin coşkulu ama kırılgan atmosferini, caz çağının parıltılı yüzeyinin altındaki boşluğu ve bireylerin duygusal çalkantılarını burada buluruz. Yüzeyde şatafatlı balolar, zenginlik, gençlik ve aşk vardır; ama Fitzgerald’ın asıl derdi, bütün bu parıltıların ardında insanın kırılganlığını, yalnızlığını ve hayal kırıklıklarını göstermektir.
Bu seçki, Fitzgerald’ın “sadece aşk romancısı” olduğu önyargısını kırmak açısından özellikle değerlidir. Çünkü öykülerde yalnızca romantik ihtiraslar değil, hırsın, kaybın, pişmanlığın ve umut kırıklıklarının bütün tonları işlenir. Fitzgerald karakterlerini tek boyutlu “aşıklar” olarak değil, insana dair bütün hallerin taşıyıcıları olarak çizer: bencillik, özlem, gurur, kırılganlık, şefkat ve düşkünlük aynı öykü içinde yan yana durur. Onun kısa öykülerinde, tıpkı romanlarında olduğu gibi, insan ruhunun iniş çıkışlarını büyük bir duyarlılıkla izleriz.
Bir hayranlıkla belirtmek gerekir ki, Fitzgerald’ın dili burada da şiirseldir; ama bu şiirsellik asla yapay bir süs değil, karakterlerin duygusal dünyasını derinleştiren bir araçtır. Uçarı Kızlar ve Filozoflar, okura yalnızca döneminin cazibeli yüzünü değil, aynı zamanda o yüzün arkasındaki insani karmaşayı da gösterir. Bu yüzden Fitzgerald’ın öykülerini okumak, yalnızca bir edebi haz değil, aynı zamanda insan ruhunun bütün halleriyle yüzleşmektir.