ISAO TAKAHATA
Anime dünyası için konuşursak Hayao Miyazaki gibi bir ismi geçebilen tek kişi kendisidir. Dünyada birçok anime üstadı olsa da bugün Miyazaki gibi bir ismi geçmeyi bırak, denk birini bile bulmak oldukça güç bir durumdur. Varlığı bile şaibelidir. Ne kadar büyük bir yönetmen olduğunu anlamanız için Kaguyahime no Monogatari filmini izlemeniz bile yeterlidir. İşin ilginç yanı, kankası Hayao Miyazaki gibi o da farklı bir alanda eğitim görüp animasyon işine girmiş biri olmuş. Normalde Fransız Dili ve Edebiyatı okumuş ve her dil öğrencisi gibi dilini geliştirmek amacıyla kültürü öğrenmek için izlenecek şeyleri araştırmış. İzlediği Le Roi et l'Oiseau’yu çok sevmiş olsa gerek ki animasyonun ne kadar güçlü olduğunu fark etmiş ve bu sanata ilgi duymaya başlamış. Her üniversite öğrencisi için denilen “Mesleğini yapmak zorunda değilsin.” lafını o da düşünmüş olacak ki mezun olduktan sonra hemen bir animasyon şirketine çalışmak için girip, başarı değil başarısızlık merdivenlerini tırmanarak başarılı olma yolunda ilerlemiş. Peki bu nasıl oldu? İlk girdiği animasyon şirketi olan Toei Animation’da önce animatör, sonra yardımcı yönetmen ve biraz daha sabrederek yönetmenlik mertebesine erişiyor ve ilk yönetmenlik denemesinde Horus filmini yapıyor. Bu film, hem modern Japon animasyonunun öncüsü olarak başarıya imza atsa da ticari herhangi bir başarı getirmiyor elbette. Elbette Toei Animation, Takahata için özel bir yer olmuştur; çünkü orada çok güçlü bir dostluk kuracağı kişi var. Evet, bildiniz: Hayao Miyazaki. Dostlukları burada başlasa da aslında birbirine taban tabana zıt iki karakterde iki kişi, çok derin bir dostluk kurdu. Ama buna geleceğiz. İş arkadaşlığı konusunda pek tutucu olmasa gerek, Miyazaki ile birlikte bir süre sonra çalıştıkları yerden ayrılıp Nippon Animation stüdyosuna geçmişler ve Heidi, Girl of the Alps, 3000 Leagues in Search of Mother ve Anne of Green Gables dizilerini yaparak tanınmaya başlamış ve elbette animasyon dünyasında yavaş yavaş izlerini bırakmaya başlamış. Elbette bugünün anlayışıyla örtüşecek şekilde “Yıllarca aynı yerde mi çalışacağım?” diyerek birkaç stüdyo değişikliği yapmış. Bunlar arasında Tokyo Movie Shinsha (şimdi TMS Entertainment) ve Shin-Ei Animation gibi stüdyolarda çalışırken bir yandan da Sanat Fakültesi’nde öğretim üyeliği yapmış ve Gakushuin Üniversitesi Beşeri Bilimler Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı olarak da çalışmış. Sanata yaptığı katkılardan dolayı da Mor Kuşak Nişanı ile ödüllendirilerek Japon hükümeti’nin de saygısını kazanmıştır. Gelgelelim, yıllar birbirini kovalamaya devam ederken gençlerin tutkunu olacağı bir fikir akıllarına gelmiş olacak ki Miyazaki ile birlikte Studio Ghibli’yi kurmuş ve birlikte çalışarak sadece kendi ülkesinin gençlerine değil, yıllar sonra doğacak dünya gençlerine de ilham verelim diyerek bu fikirle yola çıkmışlar. Elbette bu fikirler gelirken birbirlerinden fazlasıyla ilham alarak bugün bildiğimiz Ghibli animasyon tarzını da ortaya, kendi tarzlarını birleştirerek koymuşlar. Burada altını çizeceğimiz önemli bir nokta ise, birlikte yönettikleri filmler olmasa da birbirlerine yardımcı oldukları filmler var. Bu filmler arasında özellikle yıllarca konuşulacak olan ve her iki ustanın da eserlerini görebileceğimiz Hotaru no Haka, Porco Rosso, Pom Poko, Kaguyahime no Monogatari gibi filmlerdir. Prenses Kaguya filmi en iyi animasyon dalında Oscar’a aday gösterilmiş. Şimdi gelelim en can alıcı ve eğlenceli kısma. Miyazaki ile sonradan çok iyi dost olsalar da ilk başlarda birbirlerine mesafelilermiş. Takahata daha gerçekçi takılırken, Miyazaki fantastik dünyalarda gezinen bir gezgin olarak kendi tarzıyla ilham olacak. Bu dostluk ilk başta mesafeliydi, evet; ama belli ki birbirlerine karşı saygıları tükenmez bir şeymiş ki ilk başta Miyazaki, Takahata’nın ciddiyetini resmiyet olarak görmüş; Takahata ise Miyazaki’nin detaycı ve güçlü hayal gücüne şaşkınlıkla bakarmış. İkisinin arasındaki ilişkiyi, daha ciddi ve resmi bir yetişkin ile çocuk ruhlu yetişkinin birleşimi olarak görebiliriz. Birbirlerinin eserlerine her seferinde eleştirel övgüyle yaklaşmışlar, hatta stüdyoda onların tartışmalarını görünce gülenler çok olurmuş. Zamanla aralarındaki mesafe azalmış ve samimiyet ortaya çıkmış. “Birbirimizden neden beslenmiyoruz ki?” diye düşünmüşler ve bugün bildiğimiz Ghibli yapımlarını ortaya koymuşlar. Daha gerçekçi, duygusal ve toplumsal tarz: Takahata. Hayal gücü, fantastik ögeler ve detaycılık: Miyazaki. Birbirlerinden beslenmeleri gerek birlikte yaptıkları uzun yürüyüşlerle taçlanmış, gerekse de eserleri hakkında birbirleriyle tartışmalarıyla güçlenerek başyapıtlar ortaya koymalarını sağlamıştır. Arkadaşlıkları bir yana, birbirlerini de tiye alırlarmış. Takahata ciddi ve disiplinli olduğundan Miyazaki ona çılgın çizimler göstererek hafife alırken, Takahata da “Miyazaki yine her saç teli için üç gün harcamış!” diyerek ona takılırmış. Arkadaşlar arasında komiklikler, şakalar gırla gitse de birbirlerine destekleri asla bitmemiş. Miyazaki çok yoğun çalışırken Takahata ona çay ve yiyecek getirip moral verir; Miyazaki de Takahata’nın filmlerine küçük storyboardlar hazırlayarak destek olurmuş. Bu arkadaşlık, Takahata 2018 yılında akciğer kanserinden ölene kadar devam etmiş ve Miyazaki, arkadaşını, hocasını kaybetmesinin hüznüyle ona takma ismiyle seslenerek açıklama yapmış: “Paku-san”ı anarak, “Onun 95 yaşına kadar yaşayacağını düşünüyordum ama ne yazık ki erken gitti. Bu durum, benim de zamanımın sınırlı olduğunu düşündürüyor... Teşekkür ederim, Paku-san.” Arkadaşını kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşayarak onu da anıyordur eminim. Takahata, sonsuza dek kalplerimize girerek eserleriyle bize ilham olmaya devam ediyor. Not: Ben bu bilgileri ChatGPT ile öğrendim. Kaynakları da aynı şekilde ona sordum. Kaynaklara bakabilirsiniz. Yazıda kendi dilimle yazarak anlatmaya çalıştım. Direkt kopyala yapıştır yapmanın anlamı yok bence. Kaynaklı yazı ama hepsini buraya koymaya kalkarsam taşar. Bu sebeple yazıyı okuyanlar için yollayabilirim ama gerçekten okuduysanız.
Anime
·
220 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.