Sefiller’i okurken aslında bir romanın ötesinde, insan ruhuna tutulmuş bir ayna gördüm. Jean Valjean’ın hikâyesi bana şunu düşündürdü: Bazen tek bir iyilik, bir insanın bütün hayatını değiştirebilir. Piskoposun affı olmasa Valjean belki de hep “suçlu” kalacaktı. Fantine’in yaşadıkları çok acı vericiydi. Onunla birlikte ben de toplumun acımasızlığını hissettim. Cosette’in kurtuluşu ise içimde bir umut uyandırdı; demek ki karanlığın içinde bile ışık bulunabiliyor. Javert’i okurken ise şunu fark ettim: Sadece kurallara bağlı bir yaşam, insanı kör edebiliyor. Merhametsiz adalet aslında adalet değil. Marius ve Cosette’in aşkı, romanın bütün kasveti arasında bana ferahlık verdi. Barikat sahneleri ise bana, bireysel hikâyelerin ötesinde, toplumun özgürlük ve eşitlik arayışını düşündürdü. Benim için Sefiller, iyilikle kötülüğün, adaletle merhametin, karanlıkla ışığın mücadelesi. Kitabı bitirdiğimde içimde kalan en güçlü his, sevginin ve merhametin her şeyden üstün olduğu oldu.