Yaşadığım Gibi'nin büyüleyici bir dile sahip. Cümleleri, bir nehir gibi akıyor; bazen lirik, bazen ironik. Kitap, yazarın zorlu yaşamından süzülmüş. Örneğin, kitap okumayı bir "sığınak" olarak tanımladığı anılarında, Erzurum'daki konforsuz odasında Dostoyevski ve Baudelaire'le geçirdiği geceleri anlatıyor: "Konforsuz hayatımız... yalnızlık beni kitaba atmıştı." Bu satırlar, Tanpınar'ın entelektüel zenginliğinin, maddi sefaletin üstesinden nasıl geldiğini gösteriyor.
Eleştiri yazıları da muazzam. Yahya Kemal'e adadığı on-on beş yazıda hocasını "milli kültürün mimarı" olarak yüceltiyor, ama bunu abartısız, samimi bir hayranlıkla yapıyor. Yabancı edebiyatçılara dair tahlilleri ise evrensel: Kafka'nın absürtlüğünü, Tolstoy'un epikliğini Türk okuruna uyarlıyor. Kitap, Tanpınar'ın gelen eleştirilere verdiği yanıtlarla da dolu objektif, ama tutkulu. Bir Goodreads okuru özetliyor: "Araştıran, öğreten, içi dolu dolu bir kitap."