Bu öyle bir son ki… 3. Kitap alıntısına tutunamasam delirir kafayı yerdim. O derece dehşetül vahşet bir son yazmış Gizem. Alacağı da olsun, aşkta olsun diyeceğim ama bir kitap boyunca çiftimi yanyana yazmış olması sözlerimi süzgeçten geriye teptiriyor. Size şaka gibi gelecek belki de ama biz neredeyse 548 sayfa boyunca hep yanyanaydık Hemde öyle böyle değil, her anlamda Canım çiftim. Bayıldım güzelliklerine
Hele hele Boris… Ahhh be Boris… Bana da bir adet Boris lazım ama nerdeee bende Gün Aksa şansı nerdeeee Bu kitaptaki Boris’e resmen aşık oldum. Hislerim öyle böyle değil, full focus kilitlendim Boris’e. O Gün’üne ben ona vurgun. O Aksa’sına, ben yine ona vurgun
Şimdi kısaca konusuna değinmek istiyorum. 1. Kitabın sonunda Gün kaçırılıyordu ve onu kaçıran kişinin Boris olduğunu görüyorduk. (Sakin olun, Boris bu hikayenin kötü adamı olacaksa bile yapacağı kötülüklerin hiçbirini Gün’e yapmaz)
Onu kaçıran kişinin Boris olması en başında güven dağımızı yıkmış olsa bile, sonrasında durgunlaşıyoruz. Aksa’nın dediği gibi, o değilde bir yabancı biri beni kaçırmış olsaydı ona bu derece kızgın tepkilerimi yansıtamazdım. O olması rahatlatıcıydı. Hem Gün için hemde biz okuyucular için. Bazen bizi bile kandırmaya kalktı mı? Pekala kalktı. Bazı repliklerine kafa göz dalmak istedim, yetmedi kitabın içine ışınlanıp Boris’e söylediklerini yerdirmek istedim. Öyle sinir bozucuydu ama sonrasında yaptıklarıyla sözlerinin tezatlığı bizlere çok şeyi düşündürdü. En çokta Gün’e kıyamıyor oluşuydu bence bizi etkileyen. Gün ona ne söylerse söylesin (ki Gün de kendi çerçevesinde yaptıkları ve söyledikleri için haklıydı) yemek yemesini sağlıyor, ilacını içmeye zorluyordu.
Zaten Gün’ü kaçırma sebebi eriyip bitmek için yeterli bir sebepken bir de üstüne ondan hoşlandığını bu derece açık etmesi. Eriyip bittik be adam
EN SEVDİĞİM, EN SEVDİĞİM, HARİKA
Peki Gün’ü kurtarmak için kurşuna siper olan Poe…
Yani bu kitapta böyle bir sahne okuyacağım ve bu derece kahrolacağımı söyleseler asla inanmazdım ama beni o kadar yaraladı ki.. Boris’in sessizliği, içine kapanışı ve kimseyle iletişim kurmak istememesi… Ah be Boris, hüzünlü, üzümlü kekim Boris
Peki Gün’ün kendisini suçlaması ve Boris’in ona “Gitmeden önce bana en büyük iyiliği yaptı” demesi.. Yani Boris seni ne kadar çok sevdiğimi anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalıyor aşkım ne yapacağız biz böyle?
Ben 1. Kitabı severek okumuştum ancak kafamda oturmayan bazı detaylar vardı. Seriye giriş kitabı olduğu için çokta üzerine düşmedim ama yazar 2. Kitapta resmen şaheser yaratmış. Karakterler arasındaki diyaloglar, sahne geçişleri… her şey mi mükemmel olur? E olmuş valla Eksik, noksan hiçbir şey kalmamış. Yani varsa da benim gözüme batmadı, kelime hatası, harf yanlışı bile görmedim. Editöre sevgilerimi iletiyorum, hasret kaldık böylesi yazım hatasız kitaplara
Ben kitap boyu hem eğlendim, hem üzüldüm. Hem mutlu oldum, hem de kahroldum. Acısıyla tatlısıyla Boris () ve Gün Aksa’nın hayatına 548 sayfacık misafir olmaktan çoook keyif aldım. Umarım sizinde okuma şansınız olur ve sizde en az benim kadar kitabı seversiniz ve 3. Kitabı dört gözle beklersiniz (sevmeme ihtimaliniz yok gibi benden söylemesi)