Puan vermedi·496 syf.····Okunma: 21 Temmuz 2025 11:19 İlk kitap için yukarıda okumuş olduğunuz tüm o eleştiriler vardı ya, unutun onları. Michael J. Sullivan sanki zamanda yolculuk ederek* bu yazıyı okumuş da Kılıçlar Çağı’nı özellikle o eleştirilerden arındırmış gibi karşımıza çıkıyor. Kitapta minik tutarsızlıkların, seriyi biliyormuşuz gibi davranmanın ve tabii ki o durağanlığın esamesi okunmuyor.
* Ya da ben zaman yolcusu olabilirim. Öyle ise bu yazıyı Michael J. Sullivan’a ben vermiş olurum. Ama o durumda geçmişe gidip sadece bu yazıyı vermekle kalmam büyük şirketlere yatırım da yaparım. O halde… o halde banka hesabımda… bi sn… hemen geliyorum!
Yazar ilk kitaptan kalan sorunların ciddi sonuçlarıyla kitabın açılışını yapıyor ve bu açılışı ana hikayenin ilerlemesindeki yakıt olarak kullanıyor. Ama yakıt olarak elektronik araçlardaki gibi sürekli şarj edilmesi gereken ağır, yavaş, kötü elektriği değil; güzel, enerji dolu, çevre düşmanı fosil yakıtı* kullanıyor. Bu yakıtın yarattığı güçle motorlarımızı tir tir titreterek bizi oturduğumuz yere yapıştırıyor.
*Greta bunu okuyup dava açar mı acaba? Ne olur ne olmaz ben yine de YTD yazayım.
Fosil yakıtın sağladığı güç patlaması devam ederken yazar, ilk kitaba az biraz eklediği mizahı güçlendirerek keyifli diyaloglar yaratmayı eksik etmiyor ve ara ara yüzümüze minik tebessümler ekliyor. Haliyle kitap, okunması hem oldukça heyecanlı hem de oldukça eğlenceli bir yapıya bürünmüş oluyor.
Ayrıca her bölümün başında bulunan, o bölüm hakkında ufak spoiler içeren ve karakterlerden birinin* kitabından alıntı olan paragraflar, ilk kitabın aksine, üzerimizde merak duygusunun oluşmasında büyük rol oynuyorlar. (İlk kitapta bu notlar bölümden bağımsız oldukları veya öyle hissettirdikleri için ilgi çekici olmaktan uzak kalıyorlardı.) Bu kısımları okuduktan sonra bölümün o paragrafa bağlanmasını iple çekiyor, bağlantının nasıl olacağını merakla bekliyor, bağlantıyı görünce de tatminle doluyoruz.
Kısacası kitap; heyecan, eğlence ve merak üçlüsüyle bizi markajına alıp kendisinden kurtulmamıza asla izin vermiyor.
*Brin’nin. Karakterin adı. Minicik bir kelime oyunu. Tatlış? Yumoş? Olmadı.
Zaman Yolcusu(?) Değişiklikleri
Kılıçlar Çağı’nda hikaye yine daha çok Rhunlar (insanlar) üzerinden ilerliyor ama bu kez evren, karakterlerin aldığı kararların sonuçları üzerinden anlatılıyor. Böylelikle ana hikayede ilerleme kaydederken hem evren hakkında bilgi ediniyor, hem de karakterlerimizi daha iyi tanıyarak karakterlerle bağ kurabiliyor, onların hissettiklerini hissedebiliyor ve onlarla özdeşleşebiliyoruz.
Fhrey (Elf) bölümlerinde de değişikliğe giden yazar, aldığı zekice karar ile bu kez Fhrey bölümlerini tepeden değil, alt taraftan*, halktan, anlatmayı tercih ediyor ki bu, Fhrey toplumunun düşünce yapısını anlamamıza çok daha büyük katkı sağlıyor.
*Halkı alt taraf olarak düşünmek… Ne halde geldim ben! Kendimi Frankenstein’nın canavarı gibi hissediyorum. Ama burada kendisi DR. değil, ekonomist.
Yalnız burayı biraz açmak gerekir diye düşünüyorum. Çünkü Fhrey toplumu ölümsüz ve uzun zamandır yaşayan güç sahibi "tepedekiler" oldukça kadim ve kibirli. Bunların üstüne bu bişiler bir de Sanat’ın, büyünün, gücüyle “tanrısallaşmaya” dönüşen bireyler. Dolayısıyla ölümsüz olmayan bizler için bu karakterleri içselleştirmek oldukça zor. Bunu çok iyi bilen yazar da, bizi daha “çocuk” olan Fhreylerin düşüncelerine tanıklık ettirerek aynı anda hem onlardan korkmamızı hem de onları daha rahat anlayabilmemizi ve aldıkları kararları veya düşünceleri daha net içselleştirebilmemizi sağlıyor. Çok zekice, çok.
Fhrey kısımlarını kapatmadan son değinmek istediğim şey de; Kadim Kapı İzleyen kişisi. Yazar Fhrey kısımlarındaki siyaset, komplo ve ihaneti yavaş yavaş pişirirken gizemli Kapı izleyen* ile de bizlere evren hakkında ufak ufak bilgi kırıntıları atarak merak merkezimizi durmadan tatlı talı kaşıyor. Yazar bu kaşımayı o kadar güzel ve fark ettirmeden yapıyor ki bir süre sonra her Fhrey bölümünde kendimizi bu kişiyi ve vereceği bilgi kırıntılarını beklerken ve hafif hafif kaşınma ihtiyacı hissederken buluyoruz. Ama çok kaşımanın tahriş yapacağını bilen yazar her bölümde istediğimizi sunmuyor, yalnızca dayanılmaz olduğunda kaşıma çubuğunu çıkartıyor. Ne diyelim: “ALL HEİL THE KAŞIYICI”
*Eee Hoid? Sen misin? Bu da sen çıkma lütfen artık kaldıramayacağım!
Yeniden hikayeye dönecek olursak: Hikaye nehrimiz açılıştan kısa bir süre sonra üç kola ayrı kola ayrılıyor ve ana nehrin daralan bu kollarında anlık taşkınlar yaşanmaması için akan suyun debisi azıcık kısılarak hikaye demlenmeye bırakılıyor. Biz sayfalar nehrinde yavaş yavaş ilerlerken artık taşkın önlemini almış olan yazar, ana hikayeyi temelden etkileyecek çok büyük olayları harekete geçirmeye başlıyor ve geriye sadece suyun debisi tekrar arttırmak kalıyor. Eh dar nehir yollarında yüksek debi demek, nehir üstünde bulunan bizler için rafting demek. Kan kaynatıcı, stres yaratıcı, heyecan pompalayıcı rafting.
Sonuç: burası da bitsin, şurası da bitsin derken geçip giden saatler.
Son Söz?
İkinci kitabın üzerimde bıraktığı etki kelimelere dökebildiğim kadarıyla bu şekilde. İlk kitabın incelemesinin bıraktığı kekremsi tadı az çok silebildim mi? Umarım silebilmişimdir. Ve yeniden hatırlatmak isterim ki seri üstüne koyarak ilerleyen ve üçüncü kitap sonrasında sıçrama yapan bir seri. Yani buradan sonrası hep yokuş aşağı, hep hızlanma.
(*)Aslında incelemenin başında söylediğim gibi bu inceleme içerisine üçüncü kitabı da ekleyerek bu hızlanmayı açıklamaya çalışacaktım ama bu haliyle bile yazı oldukça uzun oldu. Bu yazıyı bölme düşüncesindeyken üstüne bir de üçüncü kitabın incelemesini eklemek istemedim. O yüzden üçüncü kitap hakkında sadece şunları söyleyeceğim ve incelemeyi kapatacağım:
İlk iki kitap temelinde üçüncü kitabın hazırlık aşaması niteliğinde. Üçüncü kitap ile ortalık karşıyor, kızılca kıyamet kopuyor ve savaş başlıyor. Zaten kitapların adından da bu anlaşılabiliyor: Destanlar Çağı, Kılıçlar Çağı ve Savaşlar Çağı.
Savaşlar Çağı ile fedakarlık, güç, büyü, umutsuzluk, umut, keder yani ilk iki kitabın sunduğu her şey büyüyerek devam ediyor. Ama bunların hepsi “ölümlüler” arasında gerçekleşiyor. İşte üçüncü kitaptan sonraki sıçrama tam da burada oluyor. Dördüncü kitap ile ölümlüler arasında oynamayı bırakıyor, oyun masamıza tanrıları davet ediyoruz.
Buraya kadar bana sabrettiğiniz için teşekkür ederim.
Herkese keyifli okumalar dilerim.
*Bu yazıyı okuyabiliyorsanız, zamanda yolculuk yapamadım demektir.