Şehzade bir süre sessiz kaldı. Sonra küçük bir bahçeye oturdu, ellerini göğe açtı. Gözlerindeki kıvılcım hâlâ yanıyordu ama artık korku değil, kararlılık vardı. Ona, “Git ve hak ettiğin yaşamı inşa et,” diye yazdım. Defterime düşen satırlar, taşların ve gölgelerin arasında yankılanacak bir ağıt gibi değildi artık; umut ve direncin sessiz bir şarkısıydı.
Şehzade şehirde dolaşırken, ben her anını kaydettim. Her bakışı, her sessiz duruşu, eski düşlerin ve yeni başlangıçların hikâyesini taşıyordu. Yedikule’nin kapıları arkasında kapanmıştı artık; ama gölgeler hâlâ taşlarda duruyordu. Onları defterime işledim, çünkü bir zamanlar zindana mahkûm edilmiş her nefes, bir gün unutulmamış olacak.
Sarayın pencerelerinden gökyüzüne baktı. Ay, denizin üzerinde gümüş bir şerit gibi uzanıyordu. Defterimde not düştüm: “Özgürlük, bazen zindanın taşlarını aşan sessiz bir ışıkla gelir.”
Yusuf Özer