7/10
·608 syf.··
2025 19. kitabı
·
58 günde okudu
·
Okunma: 01 Eylül 2025 15:59
Nazan Bekiroğlu’nu yıllar önce *Nar Ağacı* kitabıyla tanıdım. İlk okuduğum doğru düzgün edebi eser diye bilirim. Öyle ki aradan on üç yıl geçmesine rağmen, naif betimlemeleri hâlâ zihnimdedir. Mesela; ne zaman bulutlu bir havada gökyüzündeki griye çalan maviyi görsem, hep onun betimlemeleri ve kitabı gelir aklıma. Bu yüzden, “Yazarın diğer kitaplarını da okumalı ve o tada tekrar varmalıyım,” dedim. Fakat hayal kırıklığına uğradım. Temelde, insanlığın gerçekte de var olan önemli problemlerini hikâye ve şiirsel dil aracılığıyla gözler önüne sermeyi amaçladığını düşünüyorum. Ancak ayrı ayrı kurgulayıp bir araya getirdiği karakterlerle bağ kurmak güçtü. Bununla birlikte sonrasında gelişen birliktelikler de sönük kaldı. Anlatıma dayalı başka birkaç sebep daha sayabilirim belki ama bence en önemli eksiklik, onun naifliğinin içindeki büyüydü. Ne yazık ki ona hiç rastlayamadım. Kitapla ilgili düşüncelerim yukarıdaki gibi olmakla birlikte; içerikte işlenen bazı konular ve son zamanlarda duyduğum bir şarkının da etkisiyle kafamdakileri toparlayıp bir noktaya varmaya çalışacağım. Ya da her zamanki gibi bir yere varmaktan çok, bu kitap vesilesiyle konuya dair dağınık düşüncelerimi toplayıp, zihnimin denizinde boğulmadan biraz yüzmeye çalışacağız. Kitapta, yüzyıllar geçse de devletler ve sistemler değişse de, aslında ana problemin kılık değiştirerek varlığını sürdürdüğü anlatılmaktadır. Bana göre asıl problem ise şudur: İnanç sistemi ya da devlet fark etmeksizin, her yeni düzenin içinde insan, kötülüğü bir şekilde harmanlayıp yeniden üretmeyi başarır. Hiçbir şey değişmedi, hiçbir şey gitmedi… Değişen tek şey isimler ve kılıflar. Çirkinliklerin tümüne yeni maskeler takılıyor; aynı oyun, aynı sahnede, sadece farklı bir isimle oynatılıyor. Oysa o kadar acı ki!— Yaşamak… Özgürce derin bir nefes almak, bu kadar zor değil. Ölmek, sadece vakti geldiği için sakince hayata gözlerini yummak bu kadar zor değil. Bir anadan doğmuş insan, öldürmenin ve acı çektirmenin ayrıntıları üzerine nasıl bu kadar dahice düşünebilmiş, nasıl bu kadar yaratıcı olabilmişti? Basit bir şeydi ölmek. Nasıl böyle karmaşık ve uzun bir şeye dönüşebilmişti? s.163 Bu—tam olarak bu! Nasıl birbirimize zulüm etmek için nedenler üretiyoruz? Nasıl canlılığa zulmedecek sayısız araç icat edip kullanıyoruz? Nasıl bir canlıyı diğerinden üstün görüyoruz? Nasıl oluyor da her şeyin en iyisine ben layık oluyorum… Bu hakkı kendimde nasıl görüyorum… Bu kötülük nereden çıktı? Bu sistem nereden çıktı? Birbirini bölen, dışlayan; kendinden görmediğini türlü acılara hapseden bu sistem… Şöyle bir perspektiften bakalım: Bir grup insan sadece özgürce ve insanca yaşamak istiyor. Bir başka, minik bir azınlık ise hırsları, ihtiraslarıyla sadece istiyor—ve istiyor… Her ne olursa olsun, utanmazca, doymadan; bedelini ödeyen başka insanlar nasıl olsa var. İstiyor… ve istiyor… istiyor… Milyonlarca canlı, etinden, kemiğinden verse de, bir avuç insanı doyuramıyor. Doyurmak zorunda olmamak, ama buna mecbur kılınmak— çok üzücü… Umut kırıcı… Denememi son zamanlarda karşılaştığım bir şarkı ile bitireceğim. ‘’Baraye’’. temelde İran için yazılmış ama bunu bilmeden sadece ve sadece sanat ile birlikte gelen cümleler ve kelimeleri takip ettiğinizde bunun insanlık için yazıldığını anlamak zor değil. Özgürce sokaklarda dans edebilmek için, Sevdiklerimi öpmekten korktuğumuz için, Kız kardeşim, kız kardeşin, kız kardeşlerimiz için, Paslı zihinleri yenilemek için, Utanç için, parasızlık için, Normal bir hayat hasreti için, Çocuk işçilerin kayıp hayalleri için, Bu diktatör ekonomi için, Soluduğumuz bu kirli hava için, ’’Valiasr’’ caddesi ve onun yıpranmış ağaçları için, Nesli tükenmekte olan Pirouz (İran Çitası) için, Katledilen masum sokak köpekleri için, Önüne geçemediğimiz tüm göz yaşları için, Tekrar eden tüm bu görüntüler için, Gülen bu yüzler için, Tüm öğrenciler ve onların geleceği için, Zorunlu bırakıldığımız bu cennet için, Hapisteki aydınlar için, Mülteci çocuklar için, Tüm bu ‘’için’’lerin tekrarlanmaması için, Tüm bu anlamsız sloganlar için, Yerlebir edilen yuvalar için, Huzur hissi için, Uzun karanlık gecelerden sonra gün doğumu için, Sakinleştirici ve uykusuzluk hapları içinin, İnsan, vatan ve ferah için, Erkek olarak doğmayı dileyen kız için, Kadın yaşamı ve özgürlüğü için, ÖZGÜRLÜK İÇİN. • Aslıhan
Kehribar GeçidiNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 20213,571 okunma
·
79 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.