Hâlâ neden daha önce başlamadığımı anlamış değilim. Serilere genellikle mesafeli yaklaşırım, özellikle uzun serilerde ama bu kitap sizi öyle doğal bir şekilde içine çekiyor ki elimden bırakamadım.
Elena ve Lila aynı düşük gelirli mahallede büyüyen iki en yakın arkadaş. Dar ve çoğu zaman güven vermeyen Napoli sokaklarında çocukluklarından ergenliklerine uzanan dostlukları ve rekabetlerini gözünüzün önünde canlandırmanız çok kolay. Camlardan sarkan çamaşırlar, sınırlı imkânlar ve ailelerin beklentileri, karakterlerin dünyasına gerçeklik katıyor.
Elena sessiz, içine kapanık ve çalışkan bir karakterken, Lila asi, zeki ve sürekli bir adım önde. Aralarındaki bağ güçlü ve doğal. Okurken hem kendi çocukluk arkadaşlıklarınızı hatırlıyor hem de kendi çocukluğunuzdan parçalar buluyorsunuz. Zaman zaman sinirleniyorsunuz, bazen gülümsetiyor, ama okuduktan sonra kesinlikle pişman olmuyorsunuz.
Ferrante’nin dili sade ve akıcı; büyüme sancılarını, dostluğu, kıskançlığı ve aşk sandığımız ilk hisleri öyle net aktarıyor ki karakterlerle birlikte siz de büyüyorsunuz. Bedenlerimiz büyürken dertlerimizin de büyüdüğünü, Napoli’nin değişen sokakları ve gelişen mahallesi ekseninde anlatması seriyi çok özel hâle getiriyor.
Bu kitap, dört ciltten oluşan Napoli Romanları serisinin ilk kitabı. 22 dile çevrilmiş; yalın, naif ve realist diliyle gerçekten büyüleyici. Okurken sadece bir hikâye okumuyorsunuz; aynı zamanda insanın içindeki karmaşayı, dostluğu, kıskançlığı ve küçük mutlulukları deneyimliyor, kendi çocukluğunuzdan parçalar buluyorsunuz. Benim için unutulmaz bir okuma oldu.