Küçük kız çocukları babalarına aşıktır genelde, babalarının prensesidirler. Ben öyle değildim. Babasına aşık kızlardan olmadım belki ama dedesine aşık kızlardandım ben. Çocukken yanından ayrılmaz, o evimizden giderken ağlar, onunla gitmek isterdim. Bazen giderdim de...En çok kimi seviyorsun sorusuna annemi veya babamı demeyip dedemi diyormuşum bir zamanlar...
Zaman geçti, araya mesafeler girdi...Dedem bir süredir kanserle savaşıyordu. Cumartesi günü görüntülü arayıp dedemle konuşayım diye düşünüyordum... Bugün cumartesi ve ben onun mezarından aldığım şu taş parçasına bakabiliyorum sadece. Artık yüzünü göremeyeceğim, sesini duyamayacağım... Onu arayacağım cumartesi günü artık hiç gelmeyecek. Dede ben seni aramadım ama önemsemediğimden değil, seninle konuşurken boğazıma oturan yumrulardan dolayı seninle konuşamamaktan, gözyaşlarımı duyarsın da seni üzerim korkusundan seni aramaktan kaçtım diye anlatamayacağım... Hayat geç kalmaları affetmiyormuş, bazı aramaları ertelemeden yapmak gerekiyormuş, bazı sözler boğazına düğümlense de söylemek gerekiyormuş. Şimdi söylesem duyar mısın bilmiyorum ama seni çok seviyorum dedem. Keşke arasaydımla iyi ki aramadım arasında bir yerdeyim, arasam da istemeden üzülmene sebep olabilirdim.. Belki bekledin, Saliha kızım gibiydi niye arayıp sormuyor dedin, umursamadığımı düşündün ama öyle değildi... Ben seni üzmektense senin gözünde hayırsız olmayı seçtim. Belki de biliyordun neden arayamadığımı...
Bu vedayı bekliyordum, beklenmedik bir şey değildi...Seni öyle eriyip giderken, görmek çok zordu. Sevdiğin bir insanı kaybetmek her türlü zormuş. Aniden kaybetmek de onun yavaş yavaş tükenmesi de can yakıyormuş. Birini babaannemde birini sende yaşadım... Sevdiğini kaybetmek her türlü zormuş...
Yattığın yer incitmesin çocukluğumun kahramanı, seninle birlikte çocukluğum da gitti. Sanki onu yıllar değil de, güzel çocukluk anılarımın kahramanı olan sen götürdün gibi hissediyorum... Yolun açık olsun çocukluğum. Ben artık büyüdüm.
Dualarınızda yer verebilirseniz mutlu olurum...