“Sevgili Catherine, kalbini verirken dikkatli ol.”
Northanger Manastırı 10'lu yaşlarında cılız, çevresindekilere göre sevimsiz, solgun tenli, erkek çocukların oyunlarına meraklı, dikkatsiz ve annesinin tabiriyle aptal bir kızken, 17 yaşına bastığında erkekleri kendine aşık ettirecek kadar güzelleşen, kalbinde kibir ve yapmacıklık bulundurmayan, kitap aşığı bir kızın, Catherine Morland'ın hikâyesini anlatıyor.
Yakın bir aile dostlarının çağırmasıyla Bath'a 3-4 haftalık bir tatile çıkan Catherine, burada düzenlenen bir baloya katılır. Ve bu baloda hem yavaş yavaş sosyeteye katılır hem de kendisi için çok önemli olacak arkadaşlar, dostlar edinir. Catherine ilk kez bir baloya katılmanın heyecanını yaşarken, buna bir de aşık olma heyecanı eklenir. Bath'taki eğlence ve balolara veda edip, eve dönme vakti gelince, arkadaşları Mr. Tilney ve kızkardeşi Miss Tilney onları kendi yaşadıkları yere, Northanger Manastırı'na davet eder. Birçok kez gotik roman okuyan ve bu tür yerlere hayranlik besleyen Catherine çok heyecanlanır ve manastırda gizemli olaylarla karşılaşacağını düşünerek bu teklifi kabul eder.
Gotik roman diye çıktığım bu yolda tek görebildiğim balolar, danslar, dansa davetler, nişanlıyken başka erkeklere kur yapmalar, bol manipüle etme, hayattan soğutma falandı... Bence bu noktada herkesin düşündüğü gibi, Jane Austen “gotik roman” değil, “gotik roman parodisi” yapmış.
Kitabın dili akıcı ve oldukça sadeleştirilmişti. Anlam bakımından bazı yerlerde olaydan kopuyorsunuz, bunun sebebi kurgunun çok başarılı olmamış olması. Jane Austen'ın ilk roman olmasının da bunda etkisi vardır sanırım.
Tesadüf eseri iki Jane Austen kitabını aynı anda çapraz olarak okudum ve eğer memnuniyetsizlik ayım değilse, beni yine bir Jane Austen kitabı tatmin etmemiş oldu :') henüz okunması gereken Jane Austen kitapları olduğunu düşününce hüzün çökmüyor değil :') keyifli okumalar diliyorum 🩷
Northanger ManastırıJane Austen