Ahmet Ümit’in kalemini zaten uzun zamandır takip ediyorum ama Yırtıcı Kuşlar Zamanı bende biraz farklı bir tat bıraktı. Polisiye gibi başlayıp, yer yer felsefi, yer yer toplumsal derinliklere kayan bir anlatımı vardı. Özellikle Melek karakteri üzerinden yapılan sorgulamalar merhamet, adalet, vicdan gibi kavramlar gerçekten düşündürücüydü. “Her insanın içinde biraz merhamet yok mudur?” sorusu, kitabı kapattıktan sonra da zihnimde dönüp durdu. Kitabın dili yine Ahmet Ümit klasiği diyebilirim: akıcı, sade ama yer yer sert. Hikâyenin içine kolay giriliyor, olaylar birbirini güzel takip ediyor. Bazı bölümlerde karakterlerin iç dünyasına yapılan derin dalışlar çok hoşuma gitti. Melek’in bir repliği vardı, biraz önce de paylaştığım: “Ben de seni eğitimli biri sanmıştım… meğer cahilin tekiymişsin.”bu cümle bile tek başına karakterin çatışmasını ve kırılmasını çok iyi anlatıyor bence. Ama her şey mükemmeldi diyemem tabii. Bazı yerler gereksiz uzatılmış gibi geldi. Özellikle bazı içsel sorgulamalar tekrara düşmüş gibiydi. Polisiye kısmı da biraz tahmin edilebilirdi; sürpriz etkisi azdı diyebilirim. Hani sonlara doğru “Tamam, bu böyle bağlanacak herhalde” dedim ve öyle de oldu. Yine de yazarın anlatmak istedikleri, bu küçük eksiklikleri tolere ettiriyor. Toparlamam gerekirse; Yırtıcı Kuşlar Zamanı sadece bir suç romanı değil, aynı zamanda insanın karanlık yönlerini, toplumsal gerçekleri ve içsel çatışmaları da anlatan bir metin. Polisiye okurları için sürükleyici, edebiyata kafa yoranlar içinse düşündürücü bir kitap. Ahmet Ümit’in kalemine alışkın olanlar tatmin olacaktır, yeni tanışanlar içinse iyi bir başlangıç olabilir.