Kitabın anlatmadan önce Mahya kavramını açıklamak istiyorum. Normalde mahya, dini bayramlarda ya da kandillerde camilerin arasına asılan ışıklı yazılarla bir huzur, birlik
duygusunu yansıtır. Kitap ise bu simgeyi karanlıkla, iblisle ilişkili şekilde okuyoruz.
3. Osman dönemi Konstantiniyye’sine konuk oluyoruz. Korkud Böcek, Mahya İblisi’ni yakalamak için saraya gizli bir şekilde çalışmaktadır. Mahya İblisi, dönemin dalkavuklarına, saray erkanına ve bir çok kişiye korku salmaktadır.
Bir yanda Dalkavuk Sadık Çelebi, baba mesleğini yaparken akıl almaz davranışları ve boyun eğişleri ile okuyucuları derin düşüncelere daldıracak. İlerleyen sayfalar da ise yaşadığı iç hesaplaşmalar onu farklı yollara saptıracaktır.
Mesnetsiz İzzet ise insanı duyguları sömürmenin peşindeyken bir vicdan muhakemesi yapmak durumunda kalır.
Cellat olduğu için sevdiğini kaybeden Ferhad’ı da okuyoruz. Mahya İblisi’nin sonunu getirecek o cellat.
Günümüzde bile varlığını sürdüren dini duyguları sömüren “hocaların” o dönemde bile insanları manevi ve maddi açıdan nasıl sömürdüğünü, okuyucuyu güldüren ama düşündüren bir şekilde okuyoruz.
Hiciv ve taşlamanın mizah unsuru ile birleştiği, yer yer isyan yer yer kabullenişin bizleri karşıladığı bir kitaptı.