Kopenhag Üçlemesi’nin ikinci kitabı Gençlik, Tove’un artık çocukluk hayallerinden sıyrılıp hayatın gerçekleriyle yüzleştiği dönemi anlatıyor. Bu kez onun saf ve hayalperest bir kız çocuğu değil, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan genç bir kadın olduğunu görüyoruz.
Tove’nin 14 yaşında okulu bırakmak zorunda kalması, farklı işlerde çalışarak hayata tutunmaya çalışması çok hüzünlüydü. Fakat bütün bunlara rağmen şiirden hiç vazgeçmemesi beni çok etkiledi. Yazmak onun için bir umut ışığı, hayatta kalma sebebi gibiydi. Özellikle yoksulluğa, annesinin baskılarına ve yalnızlığa rağmen yazmaya sarılması bana çok güçlü geldi.
Ama bir yandan da Tove’nin sevilme ve kabul görme isteği onu yanlış ilişkilere sürüklüyor. Aşkı yanlış insanlarda araması, ilk evliliğini kendisinden yaşça çok büyük bir adamla yapması kitabı okurken içimi burktu. Tove’nin kırılgan yanını görmek, bana zaman zaman kendimi de hatırlattı.
1930’lu yılların Kopenhag’ında işçi sınıfından bir kadın olarak var olmaya çalışması zaten yeterince zor. Fakat Tove’yi farklı kılan şey, tüm bu baskılara ve imkansızlıklara rağmen şair olma hayalinden asla vazgeçmemesi. İşte bu inat ve kararlılık, bana kitabın en ilham verici tarafı gibi geldi.
“Gençlik” bana yalnızca bir otobiyografi değil, aynı zamanda umudun ve direncin hikayesi gibi hissettirdi. Tove’nin kırılganlığıyla gücünü yan yana görmek çok çarpıcıydı.