Kenan Hulusi Koray'ın Bir Garip Adam eseri geleneksel korku ve gerilim anlayışının aksine, okuru farklı bir labirente sokmayı hedefliyor. Beklentinin aksine sarsıcı karakterler veya kan donduran sahnelere değil, daha ziyade günlük hayatın arka planında pusuya yatmış, tanımlanması güç bir tedirginlik duygusuna odaklanıyor. Kitap, korkuyu dışarıdan gelen bir tehdit olmaktan çıkarıp, karakterlerin içsel buhranlarının ve yalnızlıklarının doğal bir uzantısı haline getiriyor. Bu tercih, alışılagelmiş tür kalıplarının dışına çıkan bir deneme olarak okunabilir.
Öykülerin “yarım kalmış” hissi uyandırması ve sonların belirsizliği, eserin belki de en tartışmalı yönünü oluşturuyor. Ancak bu durum, yazarın kasıtlı bir tercihi olarak yorumlandığında anlam kazanıyor. Koray, okuru rahatsız edici sorularla baş başa bırakmayı; olayı değil, onun yarattığı psikolojik etkiyi ve sonrasını düşünmeye zorluyor. Klasik bir çözüme kavuşmak yerine, zihinde sönmeyen bir sızı bırakmayı amaçlıyor. Bu anlamda, gerilimi finalde sonlanan bir olayda değil, okurun zihninde devam eden bir süreçte arıyor.
Bir Garip Adam geleneksel korku öğeleri arayan okur için hayal kırıklığı yaratabilir. Nitekim şahsımda da yarattı. Fakat bu, kitabın başarısız olduğu anlamına gelmez. Eser, daha çok, gerilimin sıradan olanın içindeki gizli tuhaflıktan doğduğuna inanan ve belirsizliği bir korku aracı olarak kullanan farklı bir bakış açısı sunuyor. Bitmemişlik hissi ve açık uçlu sonlar, tamamlanmış bir korkudan ziyade, okurun kendi korkuları ve kaygılarıyla yüzleşeceği bir boşluk yaratıyor. Bu yönüyle, standart bir korku kitabı değil, modern hayatın getirdiği yabancılaşma ve endişeyi irdeleyen bir psikolojik gerilim denemesi olarak değerlendirilmeyi hak ediyor.