Bir Gemi İner, Bin Hayalin Sesi Dalgalarla Buluşur
Bir gemiyi denize indirirken aslında sadece çelik bir yapıyı değil, aylarca süren emeğimizi, sabrımızı ve uykusuz gecelerimizi de suya bırakıyoruz. Her kaynak izinde, her çekiç sesinde, her çizikte bizden bir parça var. Ben çoğu zaman bunu kendi hayatımla özdeşleştirdim; çünkü insanın içi de bir tersaneye benzer. Her yara, her sabır anı, her zorluk bizi içimizdeki gemiye bir parça daha ekler. Ellerimizin nasırında, yüreğimizin direncinde, ruhumuzun çırpınışında o gemi yavaş yavaş şekillenir. Ve nihayet suya indiğinde, sanki yıllardır taşıdığımız yüklerden birazı da o dalgalara karışır gider. Ben kendi yolculuğumda da bunu yaşadım. Kimi zaman kırıldım, dağıldım, yolumu kaybettim. Ama her defasında yeniden toparlandım, yeniden başladım. Tıpkı bir formen gibi… Ekibimin önünde ayakta durmam gerekti, “devam” demem gerekti, çünkü bilirdim ki formen yıkılırsa herkes yıkılır. İçimde fırtınalar koparken bile yüzüme sakinlik taktım; dağınıklığımı gizledim, direncimi korudum. Bu da bana öğretti ki, asıl güç yıkılmamakta değil, her defasında yeniden ayağa kalkabilmektedir. O yüzden, bir gemi suya indiğinde ben sadece tamamlanmış bir işi değil, aynı zamanda bitmemiş ama devam eden bir mücadeleyi de gördüm. Her gemi bana şu gerçeği hatırlattı: Emek olmadan değer olmaz. Zorluk olmadan kalıcılık olmaz. Ve en çok da gurur, alın terinden doğar. Şimdi dönüp baktığımda şunu anlıyorum; denize inen her gemi aslında sadece bir yolculuğa çıkmıyor. O gemiler bizim hikâyemizi, sabrımızı, yaralarımızı, direncimizi taşıyor. Biz onlara yalnızca demir koymadık; kalbimizi, ruhumuzu, inancımızı da işledik. Ve dalgalarla yol aldıkça o gemiler, bize sessizce şunu hatırlatıyor: Gerçek zafer, her darbeye rağmen yeniden ayağa kalkabilmektir.
Duygu ve Düşünce
·
110 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.